//YUNUS S.

YUNUS SWest Yellowstone, Montana’dan merhabalar :)

Bu yıl hem work and travel hem de West Yellowstone’da ikinci yılım olduğu için ”hayaller-hayatlar” beklenti dengesinin benim açımdan biraz daha umulduğu gibi olduğunu söyleyebilirim. Geçen sene yarışmaya katılmak için tuvalet temizlerken çektiğimiz fotoğrafla yarışmaya katılmaktan son anda vazgeçmeseydik ne demek istediğimi daha iyi anlardınız sanırım. Geçen yıl 2015 yazında ”Hayaller ülkesi” diyerek başladığım maceramın henüz başında başıma gelen aksilikler, yaşadığım onca güzel şeyin yanında ufak bir bedeldi diyebilirim.

Uçak biletlerim İstanbul’dan Amsterdam’a oradan Salt Lake City’ye ve son olarak da oradan Bozeman’a şeklinde ayarlanmıştı. Bozeman’dan benim kalacağım kasabaya yaklaşık 2 saatlik bir yolculukla kara yolu ile geçecektim. Fakat ne bir shuttle rezervasyonum vardı,ne de işverenim beni karşılayacağını söylemişti. Türkiye’den yola çıkmadan önce daha önceden West Yellowstone’a gelen bir arkadaş ile şirketimizin aracılığıyla tanıştık. Seçimimi bana bırakmakla birlikte Bozeman’ın Salt Lake City’ye göre küçük bir yer olduğunu ve Salt Lake’teki shuttle şirketinin daha kurumsal bir şirket olduğunu söyledi. Ben de bunun üzerine Salt Lake City’den Bozeman’a giden uçağı kaçırıp Salt Lake’te bir gün kaldıktan sonra ertesi gün sabah shuttle ile 7 saatlik bir yolculuk yaparak West Yellowstona’a varmayı planladım. Tabi evdeki hesap çarşıya uymaz derler ya bir de eviniz Türkiye’de çarşı da Amerika’da ise hiç uymaz bunu tecrübe ettim :)

Salt Lake’te havaalanından çıktım. Planıma göre Bozeman uçağını kaçıracak ve ertesi gün shuttle ile son yolculuğumu yapacaktım.Shuttle şirketinin ofisine gittiğimde öğrendim ki shuttle sadece kış ayları içinmiş. Orada ilk defa bir korku hissettiğimi hatırlıyorum. İlk iş olarak koşa koşa taksicilerin olduğu yere gittim. Yanımda 800 $ vardı ve taksici en son fiyatın West Yellowstone için 799$ olacağını söyledi. O an çok çaresiz hissetmiştim. Tek ulaşım yolu taksiydi ve eğer ona 799 $ ödersem hiç bilmediğim bir yerde ilk iki hafta paycheck alana kadar 1 $ ile kalacaktım. Aklıma son çare olarak biletim geldi. Uçağın kalkış saatinin üzerinden yaklaşık 30 dakika geçmiş olmasına rağmen başka çarem olmadığı için koşturarak havaalanına girdim. İçeride çok uzun bir kuyruk vardı. Hemen girip görevlilere durumumu anlattım ve sağ olsunlar beni başka bir girişten kapıların olduğu alana aldılar. Koşturarak benim uçağımın olduğu kapıyı buldum ve öğrendim ki uçak yarım saat boyunca beni beklemiş. Uçağa girdiğimde bütün yolcuların ters bakışlarına maruz kalsam da benim için daha önemli olan o uçağın  içinde olmamdı.

Sonunda Bozeman’daydım. Yani West Yellowstona’a 2 saatlik bir yolum kalmıştı. Fakat bunun için de herhangi bir planım yoktu. Çünkü Bozeman’da da shuttle hizmeti sadece kış ayları içindi. Taksiciler West Yellowstone için 250$ istediler. Ben de her Türk genci gibi 250 doları 3 ile çarpıp gerçek maliyeti buldum :) ve 750 Türk lirası korkunç derecede pahalıydı. Birkaç saat havaalanında oturayım belki bir tanıdık geçer diye düşündüm. Sonra Amerika’da hiç tanıdığım olmadığını hatırlayınca bir şeyler yapmam gerektiğine karar verdim :) Evdeki hesap çarşıya uymadığı gibi Türkiye’deki prizler de Amerika’dakilere uymuyor haliyle :) kalan az şarjımla internette bir çare bulmaya çalışsam da olmadı ve telefonum kapandı. Orada telefonunu şarj eden Amerikalı bir çocukla tanıştık ve onun teklifi üzerine beraber taksi tutup onun evinde gittik. Taksi için benim payıma 20 $ düştü. Çocuğun evine gittik ve orada çareler düşündük. Fakat bulamayınca ben taksiyle gitmeye karar verdim ve böylelikle en başta karar vermediğim taksi seçeneği için 20 $ zarardaydım. Taksici abimizin hızlı İngilizcesine anlayamadığım için ilk 10 dakikadan sonra 2 saat boyunca uyuyor numarası yaparak sonunda West Yellowstone’a vardım. Evimi ve kalacağım yeri gördükten sonra, artık son olarak iş yerime ve işime alışınca maceram başlamış olacaktı. Ertesi gün ilk iş günümde telefonum kırıldı ve bir ay boyunca burada telefoncu olmadığı için ailemle çok nadir konuşabildim. Ailemi, yemeklerimizi, her şeyi özlüyordum. Her gün tuvalet temizlemek zorunda olma gerçeğiyle karşılaşınca ”Hayaller ülkesi” diye başlayan maceram ”Annemler görmesin” psikolojisine dönmüştü. Kendini geliştirmek için Amerikalara giden oğlu tuvalet temizliyordu. :)

Fakat iki hafta geçip işime ve kasabaya alışınca her şey çok farklı olmaya başladı. Artık çalışmaktan da gezmekten de çok zevk alıyordum.‘’Annemler görmesin” ruh halinden ”saatler geçmesin” psikolojisine geçmem uzun sürmedi. İlk olarak bir çin restoranında bulaşıkçı olarak ikinci iş bulmuştum. Daha doğrusu ilk başta ben öyle sanıyordum. Sonradan öğrendim ki aslında Japon restoranıymış :) Kaldığımız ev merkeze 5 mil uzaklıkta olduğu için ikinci işimin  ilk gününde gece yarısı eve ayılar, kurtlar ve geyiklerin olduğu tehlikeli bir orman yolundan geçerek varmıştım. Ertesi gün de aynı durumdan mustarip olan 3 Türk arkadaşımla derhal taşınma kararı aldık. Aynı gün içinde merkeze taşındık. Acilen taşındığımız için tek kişilik, içinde bir yatak ve bir banyo olan tek bir odayı kiralayıp 4 kişi bütün yaz orda kaldık. Tek olan yatağı ikiye ayırmıştık. Yatak kısmını yere koyup orda iki kişi yatıyordu, yataktan geriye kalan yaylarda da diğer ikimiz yatıyorduk. İşte dolarla para kazanıp partilere giderken ”Amerikan Pastası” tadında yaşayıp, eve geldiğimizde hepimiz ayrı birer Knut Hamsun’un ”Açlık” romanındaki başkaraktere dönüşüyorduk :) Daha sonra bulaşıkçılığı bırakıp şuanda da hala çalışmakta olduğum gerçek bir çin restoranında busser olarak işe başladım. Yazın geriye kalanı düzenli bir şekilde çalışarak ve boş günlerimde gezerek geçti.

Gelelim fotoğrafın hikayesine. Geçen seneki maceramda Amerika bana bir sürü maceranın yanında bir de en yakın arkadaşım ”Rasta”yı katmıştı. Tek başıma geldiğim Amerika’dan bir dost ile dönmek beni çok mutlu etmişti. Rasta ile beraber Türkiye’ye döndük. Fakat hem benim eğitimime Estonya’da devam etmem gerektiği için hem de Rasta’nın doğası gereği doğal ortama ve gezmeye ihtiyacı olduğundan dolayı Türkiye’de çok kalamadık. Bufalo bir anne ve bufalo bir babanın yavrusu olarak dünyaya gelen bir bufaloydu Rasta. Amerika’yı ilk keşfedenler, orada yaşayan Kızılderilileri yok etmek için onların sayılı besin kaynağından biri olan bufaloları vahşice yakarak öldürdükleri dönemde kaybetmişti annesiyle babasını. Bakmayın bu kadar yakın dost olduğumuza Rasta’yla. Farklı fıtratlara sahip olarak dünyaya gelen, farklı yerlerde yaşamış, farklı şeyler tüketmiş iki farklı canlıydık aslında. Fakat tek bir ortak özelliğimiz vardı ve o da bu denli yakın olmamız için oldukça yeterliydi: ÖZGÜRLÜK!!

Evet, bu kadar farklı olan iki canlıyı özgürlüklerine düşkün olmaları aynı noktada kesiştiriyordu. Bu yüzden ilk durağımız Estonya’nın başkenti Tallinn oldu. Fakat soğuk havası ikimizin de doğasına aykırı olduğu için 5 hafta kalabildik orada. Daha sonra oradan ayrılıp 14 Avrupa ülkesini daha ziyaret ettikten sonra Rasta artık evine, yani West Yellowstone’a dönmek istedi. Sadece o istedi diyemem aslında ikimiz de istemiştik bunu ama sebeplerimiz farklıydı. Ne Avrupa’nın betondan güzellikleri beni sarmıştı ne de bahsettikleri 80-100 yıllık tarih bana oldukça eski gelmişti. Benim ülkemde tarih dediğimiz zaman bin yıllardan bahsedilirdi. Ve ben doğayı, üzerine yapılan betonlarla değil tanrının ilk yarattığı haliyle tercih ediyordum. Rasta ise ikinci sebebimden dolayı gitmek istediğini söylese de aslında Avrupa’nın o görkemli binalarına baktığında gördükleri, insanlarla aynı olmadığı için bir an önce ayrılmak istiyordu oradan. Çünkü o binaları gören insanlar içinde yıllar önce yaşamış cesur kahramanlar görse de ,Rasta o binalara baktığında her şeye sahip oldukları halde daha fazlasını istedikleri için Amerika’ya gelip anne babasını katleden insanoğlunun doyumsuzluğunu görüyordu aslında.

Bu yüzden Avrupa maceramızın ardından kendimizi 2016 yazında tekrar West Yellowstone’da bulduk. Bu fotoğrafın bu yüzden benim için derin bir anlamı vardır.

Bakıldığında Rasta’nın akrabalarını ziyaret ettiğimiz sıradan bir ‘’Natural Park’’ ziyareti gibi görünse de aslında şimdilik dünyanın bir kısmını gezmiş, acı tatlı anılarla köklerini yad etmiş, en sonunda dönüp geri gelmiş ve anlatacak çok şeyi olan kadim dostum Rasta’nın geldiği yere döndüğü ilk günün fotoğrafıdır bu. Ben de Rasta’nın kucağında oturduğu pembe t-shirtlü çocuğum :))

:) Teşekkür Ederim :)

YUNUS S.
DAIRY QUEEN – WEST YELLOWSTONE, MT – SUMMER 2016
BÜLENT ECEVIT ÜNIVERSITESI
DENIZCILIK IŞLETMELERI YÖNETIMI – 3.SINIF