//MEHMET F.

İyi ki gitmişiz…

Başlangıçta kafamızdaki bin bir türlü soru işaretinin sebep olduğu gidip gitmeme arasındaki tereddütlerimizi GİDİYORUZ diyerek aldığımız kararla aşıp, büyük bir heyecan ve aynı zamanda birazcık korkuyla başladığımız Amerika macerası…

İlk gününden son gününe kadar birçok tecrübe ve öğretilerle dolu bir programdı. Amerika’ya indiğimiz o ilk anda, gözlerimizde oluşan o korku ve şaşkınlık ifadesiyle başlıyor kazanımlarımız. Hiç bilmediğin bir yerde, hiç tanımadığın insanlara çok fazla bilmediğin bir dili kullanarak derdini anlatabilmeyi öğrenmek. Dünyanın bir diğer ucunda iletişim kurabilmek. Bence ilk ama en önemli kazanım. Bu aşamadan sonra zaten işler kolaylaşıyor.
Sonra hayatının belki en güzel belki en kötü anılarıyla dopdolu olacak 3 ayını geçireceğin belki hayatında ilk kez kendi paranı kazanacağın iş yerini ve kalacağın yeri bulduktan sonra başlayan asıl macera. Bence işteki ilk gün bütün programın en kötü ve korkutucu günü. Sorunsuz atlatırsan gerisi çok daha kolay. Ne yapacağını dahi bilmeden gittiğin işyerinde seni bekleyen bir iş ve emin olun size çok güvenen bir işveren. Supervisor’unun basitçe yapacağın şeyi anlattıktan sonra “You got it!” diyerek yanından ayrılmasıyla başlayan iş hayatı ve arkasından gelen bir yığın tecrübe. Yabancı bir yerde yabancı iş arkadaşları ve yabancı müşteriler. İnsanlarla çok farklı diyaloglara giriyorsun. Belki ilk günlerde değil ama programın sonuna doğru dilindeki gelişme kulakla duyulacak kadar çok oluyor. Programın asıl amacı değil belki ama promosyon diyebileceğimiz çok önemli bir kazanımlar.

Pek çok ülkeyi kapsayan bir program olduğu için çalıştığın yerde birçok farklı ülkeden insanlar oluyor. Bu insanlar da senin gibi öğrenci ve artık senin de arkadaşların. Bu çok farklı bir his bence. Benim artık Çin’de, Tayvan’da, Çek Cumhuriyeti’nde, Fransa’da, Kolombiya’da, İsrail’de, Macaristan’da, Bulgaristan’da Rusya’da daha birçok ülkede arkadaşım var. Hepsiyle bir şeyler paylaştık, beraber kaldık beraber bir şeyler yedik, beraber dolaştık ve daha birçok şey. Mesela Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye’nin maçlarını rakip takım taraftarlarıyla izleme gibi bir şansımız oldu. Çekleri yenince üslerine çullandık. Hırvatlar son dakikada gol atınca bizim üstümüze çullandılar ama golü yiyince altta kaldılar. Bunlar çok güzel anlarımızdı anlatmak istediğim her şeyin sadece çalışmaktan ve para kazanmaktan ibaret olmadığı.

Ve programın en zevkli kısmı Travel kısmı. Belki birçoğumuzun rüyasına giren rüya gibi şehirlerle dolu Amerika. Gökdelenler kuleler köprüler müzeler ve daha bir çok şey. Bu program bir çok kişinin gitmek istediği ama gidemediği bir çok yere gidip gezebilme olanağı sağlıyor. Neredeyse Dünya’nın yönetildiği beyaz saraya girebilirsin, Niagara Şelalesi’nin altına girip ıslanabilirsin, New York sokaklarında dolaşırken Times Square’e uğrayabilir 100 katlı bir gökdelenin tepesinden şehrin büyüleyici ışıklarını seyrederken özgürlük heykelinden Türkiye’ye selam gönderebilirsin… Bunlar gibi daha birçok anlatılası değil yaşanılası şey.
Bu program bize ne kattı diye sorulursa en önemlisi insana özgüven kazandırıyor insan artık hayatta her şeyi yapabileceğine her yere gidebileceğine ve bunları tek başına başarabileceğine gerçekten inanıyor. İletişim kurabilmeyi öğretiyor insana. Onların dilini tam olarak bilmesen de ortak bir noktada buluşabilmeyi, o ortaklığı paylaşabilmeyi öğretiyor.

Büyük sorunlarla karşılaştırıp bu sorunların üstesinden gelebilmeyi öğretiyor. Kendi paranla kendi başına yaşayabilmeyi öğretiyor. Amerika’da yaşama sanatını öğretiyor. İnsanın ufkunu açıyor. Yeni arkadaşlıklar, yeni milletler, yeni kültürler, yeni yüzler, binlerce yenilik katıyor hayatınıza ve artık hayatınızı farklı şekilde yönlendirebilmenizi sağlıyor ve şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz; İYİKİ GİTMİŞİZ…

MEHMET F. / EBUBEKİR Ş.
CEDAR POINT AMUSEMENT PARK – SANDUSKY, OH – SUMMER 2008
YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
ELEKTRİK ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ / MİMARLIK – 1. SINIF