Masal mı, İtalya mı?

Masal mı, Gerçek mi?

Bazen sokakta yürürken kafanızda bir müzik çalar ve sanki onu dinleyerek yürür gibi hissedersiniz. İtalya’da bu duygu baskın şekilde yürüdüm sokaklarda. Tarihin gerçekten şelale olup aktığı, hangi köşesine kafanızı kaldırıp bakacağınızı bilemediğiniz, elinize gezilecek yerler denilen “kitapçığı” aldığınızda program yapmakta zorlandığınız bir ülke İtalya.

Ben İtalya’ya Roma, Floransa, Toskana ve Venedikte yerleşkesi olan, genel olarak sanat ve tasarım alanlarında kısa ve uzun dönem programlara sahip olan Lorenzo de Medici (LdM )sayesinde gitme fırsatı yakaladım.

Gezime ilk olarak Roma’dan başladım. Yaklaşık 2.5 saatlik bir uçak yolculuğu ardından İstanbul’dan Roma’ya ulaştım ve Fiumicino Havaalanına indim. Ulaşım konusunda şehrin nasıl bir rahatlığa sahip olduğunu ilk anda anlayabiliyorsunuz. Havaalanından çıkar çıkmaz kendinizi bulduğunuz tren istasyonunda Leonardo Express ile 15€ karşılığında şehir merkezine varabiliyorsunuz. İndiğiniz durak Termini, yani İtalya’nın en büyük ve en kapsamlı tren istasyonu. Tren istasyonu dediğime bakmayın, Termini aynı zamanda bir alışveriş merkezi  =) Eğer valiziniz büyük değilse çoğu otele yürüyerek ulaşabileceğiniz bir lokasyonda bulunuyor. Roma’da günü verimli kullanmak adına erken kalktığınız takdirde yürüyerek gezebileceğiniz yerler arasında heykelleriyle göz boyayan Trevi Çeşmesi, sanatçılar ve ressamlarla dolu Piazza Navona Meydanı, kartpostallar ve fotoğraflarda sıkça gördüğümüz İspanyol merdivenleri, tavan yapısıyla kafaları karıştıran Pantheon, Osmanlı tarihinde de karşılaştığımız St. Angelo kalesi, hemen karşısında ihtişamıyla göz dolduran Vatikan şehri ve Gladyatör’lerin ayak seslerini duyabileceğiniz Colosseum. St. Angelo kilisesinin tarihsel anlamda manasının yanı sıra kaleyi dolaşırken labirenti andıran koridorları kafanızı karıştırabilir ancak tırmandığınız her merdivenin sonu en güzel Roma fotoğrafını çekebileceğiniz terasa ulaşıyor. Adım başı kiliseyle karşılaştığınız için çanların çaldığı esnada o terasta duruyorsanız şehrin bir anda sessizleştiğini ve atmosferin anında değiştiğini hissedebilirsiniz. Güzel bir fotoğraf çektikten sonra Vatikan şehrine doğru 10dk’lık bir yürüyüş gerçekleştirmek durumundasınız. Ancak uyarmakta yarar var Pazar günleri saat 2’de ziyarete kapanıyor ve sadece ayin için açık tutuluyor. Ayrıca Vatikan’a girmek istiyorsanız listenizin en başına koymanız lazım. Çünkü vakit az, gezilecek yer çok. Vatikan şehrinde gezmeniz gereken en büyük yapıt bana göre Sistine Şapeli. Michelangelo’nun en büyük yapıtı olarak adlandırılan bu şapel görmeniz, deneyimlemeniz ve incelerken başınızın döneceğinden emin olduğum bir eser.

Lorenzo de Medici Institute (LdM)’den bahsedersek; Roma’nın merkezinde bahsettiğim tarihi yapıtlara yürüme mesafesinde yer alıyor. Roma’nın başkent olması sebebiyle verilen dersler diğer lokasyonlardakine göre siyasi ve politik içerikli dersler veriliyor. Konaklama olarak genellikle öğrenci evi şeklinde sunulan yurtlarda imkân sağlanıyor.

Gezimin ikinci gününde sabah erkenden Termini istasyonundan 2 saatlik bir yolculuk sonrası Floransa’ya ulaştım. Yolculuk esnasında filmlerde gördüğümüz kale şehirlerden birkaç tanesine rastlama imkânı da buldum aynı zamanda.

Trenden indiğim esnada yine müzik başlıyor kulağımda ve yine karşımdaki şehir tam manasıyla açık hava müzesi olan Floransa karşılıyor beni. Kaldırımlar, binalar, yüksek tavanlı yapıtlar ve tabii ki resimler… Lorenzo de Medici İtalya’nın en ünlü ailelerinden birisi ve Floransa bu ailenin şehri demem doğru sanırım. (Da Vinci’nin Şeytanları’nı da izlemiyorsanız hemen başlamanızı tavsiye ederim.) Her yerde ailenin yaptırdığı evler, tüneller, yatırım yaptığı işlerle karşılaşmak mümkün. Floransa şehrinin fotoğraflarında gördüğünüz ünlü köprü aslında Medici ailesinin iki evi arasında yaptırdığı tünel. Eski ev ve yeni saray arasında daha rahat ulaşım sağlamak için köprü, tünel gibi şeyler yaptırmışlar. Tünelin ucu Palazzo Pitti, yani Medici ailesinin yeni sarayına açılan bir kapı. Eğer vaktiniz varsa bu saray görebileceğiniz en ihtişamlı yapılardan bir tanesi olacaktır eminim. Kaç odaya girdim, kaç tablo inceledim saymayı bıraktım bir süre sonra. Ve en güzeli de Rönesans bahçesi olan Boboli Garden gezilip görülmeye değer yerlerden birisi.

Lorenzo de Medici Institute (LdM) yapılanması ise Roma’daki okuldan farklı. Her ders için kampüsler ayrılmış durumda. Moda, takı, resim, heykel, grafik tasarım, endüstriyel tasarım, restorasyon gibi bölümlerin bulunduğu, her bölümün kendine ait bir binasının olduğu ve şehrin tam merkezinde bulunan dağınık şehir kampüsüne sahip. Grafik ve endüstriyel tasarım bölümleri için oluşturan sınıflar son teknoloji bilgisayar ve programlarla bezenmiş durumda. Moda tasarımı bölümü her sene farklı bir konsept üzerinden koleksiyon oluşturarak bahar aylarında sokak defilesi yapıyor ve bu proje belediye tarafından da destekleniyor. Restorasyon bölümü, tüm departmanlar arasında en ilgi çekici bölümdü diyebilirim. Atölyenin içi tarihi tablolar ve öğrencilerin yaptığı çalışmalarla dolu ve tarihin tozlu tarafını ortadan kaldırıp ihtişamı ortaya çıkaran bir profesöre sahip.

Yemekleri, şarapları ve hangi yöne bakacağınızı şaşıracağınız ihtişamıyla İtalya, masal mı yoksa gerçek mi ayırt edemediğim, gün batımında kalkan uçakla ülkeden ayrıldığım ve 5 günlük masalı sonlandırdığım bir ülke benim için. Benzersiz bir deneyim yaşamak istiyorsanız, tarihin ve kültürün nasıl korunduğunu deneyimlemek sizin için önemliyse, ister turistik ister eğitim için kesinlikle görülmesi gereken bir ülke… mutlu masallar =)

 

Funda Aytaçoğlu
United Towers, Ankara Bölge Ofisi
Dahili: 306
E-posta: funda.aytacoglu@unitedtowers.com

Yurtdışında üniversite - Work and Travel - Google Site Map