Bir şehre aşık olmak = Barselona

Bir şehre aşık olmak = Barselona

Enforex – Barselona

Bir şehre aşık olmak…

İspanyolca dünyada İngilizce dilinden sonra tercih edilen ikinci dildir ve bu dili yerinde öğrenmek için bize göre en uygun, en yakın ve en güzel ülke tabi ki İspanya’dır. İspanya dediğimizde akla gelen ilk şehir Barselona olmasından ve giden öğrencilerimizin yapmış olduğu olumlu yorumlardan dolayı bir de biz gidip anlata anlata bitirilemeyen şehri görelim dedik. İtiraf etmeliyim ki gerçekten anlattıkları kadar varmış. 13/02/2016 tarihinde İstanbul’dan başlayan 4 saatlik yolculuğumuzun ardından Barselona’ya vardık. Şubat ayı olmasına rağmen 20 derecelik bir havayla karşılaştık. Havanın sıcak olması içimizi ısıttı. 700 TL’ye 2 kişi gidiş dönüş Pegasus’tan aldığımız uçak biletlerimizden dolayı terminal 2’den çıkışımızı gerçekleştiriyoruz. Terminal 1 ile Terminal 2 arasında sadece bilet ücretleri farkı var. Terminal 2’ye inmenizin hiçbir dez avantajı yok. Aeroport otobüslerinden kişi başı 6 €’ya biletlerimizi alıp şehir merkezine 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra varıyoruz. İndiğimiz yerden okulun yurdu yürüyerek sadece 5 dakika sürüyor. Bu arada görüyoruz ki arabadan motordan çok bisiklet kullanılan bir şehir burası. Rampa bile olmadığı için bisiklet kullanmak kesinlikle güzel bir tercih. Konaklamamıza vardıktan sonra kocaman terası olan özel banyolu odamıza yerleşiyoruz. Valizleri bırakır bırakmaz kendimizi sokağa attık. Daha önce bulunduğum ülkelere (İngiltere, Amerika gibi büyük ülkelerden bahsediyorum) nazaran Barselona çok hareketli bir şehirdi. La Rambla caddesi Barselona’nın İstiklal caddesi diyebiliriz. Yurttan 10-15 dakika kadar yürüyerek La Rambla’ya varmış olduk. Saat akşam 9 olmasına rağmen bütün dükkanlar, cafeler, restoranlar açıktı. Bu bizim için çok doğal bir durum fakat yurtdışında avmler bile 7 gibi kapanıyor. Caddede yürürken Flamenko ayak sesleri ve Gipsy Kings ses tonunda müziği neredeyse her yerde duyabilirsiniz. Kişi başı 4€’ya yediğimiz chicken burger menüden sonra La Rambla’nın sonuna kadar yürüdük ve mükemmel yat limanına vardık. Gece 1’e kadar 5 km yol yürüdük ve hiçbir güvenlik riski ile karşılaşmadık. Metro her yere gidiyor ve çeşitli paketler mevcut. Biz şehri tam çözebilmek için yürümeyi tercih ettik. İstanbul’u bilenler için örnek vermemiz gerekirse; Harbiye’den başlayıp İstiklalden aşağı inip Ortaköy’e kadar yürüyüp Ortaköy’den geri Harbiye’ye yürüdük diyebiliriz. Tekrar belirtmem gerekiyor, kesinlikle yokuş yok eğim bile yok denecek kadar az. 2. Gün hemen günlüğü 6 €’ya bisiklet kiraladık. Antoni Gaudi olmasaydı Barselona bence bu kadar renkli olamazdı. Sebebi de dönemin Kraliçesi yurt dışından seramik siparişi veriyor ve yolda gelirken hepsi kırılıyor. Seramiği satanlarda geri almıyor. Gaudi’nin dahiyane fikri üzerine eserlerinde bu kırık fayansları kullanıyor. Tarzı gerçekten olağan üstü. Hatta Enforex dil okulumuzun bile duvarlarında kırık seramik desenleri var. Tabi ki ilham kaynağı Gaudi. Bisikletlerimize bindiğimiz gibi Gauidi’nin eserlerini ziyarete başladık. Hayatım boyunca bisiklet sürmekten hiç bu kadar keyif almamıştım. En son durağımız sahil oldu. Hava yine 23 derece. Güzel bir Pazar günü. Piknik sepetini alan çadırını alan sahile gelmiş. 10’dan fazla beach voley sahası var ve hepsi full dolu. Herkes gerçekten çok keyifli. Yüzenler bile vardı. Yorulduğumu hiç hissetmedim. Akşam Barselona-Calta Vigo maçına bile bisikletle gitti. Mükemmel bir atmosfer vardı şehir takımına ciddi sahip çıkıyor. Nou Camp sahilden tam tersi istikamette olmasına rağmen bisiklet yeterli oldu. Uzun dönem gidenler için mükemmel bir bisiklet sistemi var. Yıllık 40 € ‘ya bisiklet kartı çıkartıyorsunuz. Her yerde görebileceğiniz bisiklet duraklarından istediğiniz bisikleti alıp istediğiniz yerde bırakıp başka bisikleti alıp devam edebiliyorsunuz. Gündüzü ayrı gecesi ayrı hareketli ve güzel Barselona’da hafta sonumuz mükemmel geçti.

 

Pazartesi sabahı erkenden okula gittik. Yurttan sadece 1 dakikalık yürüme mesafesinde. Okulda bizi Eduard karşıladı. İnanılmaz Guiza’ya benziyor :) Hatta Türk’e de çok benziyor. Okula girdiğimiz ilk anda başında 7-8 öğrenci vardı ve öğrencilere olan tavrı çok hoşumuza gitti. Hem güler yüzlü hem yardımsever. Geldiğimizden haberi olmadığı için bize mi Show yapıyor acaba diye düşünmemize gerek kalmadı. 3 katlı binada tam donanımlı interaktif sınıflarda eğitim veriyorlar. Sınıflar 10-12 kişilik. Sınıflardan hep gülme sesleri geliyordu. Bu da hoşumuza gitti tabi. Dil öğrenmek için samimi ve sıcak ortamda olmak çok önemli. Pratik yapmanız tamamen buna bağlı. Öğrenciler için terasları bahçeleri mevcut. Terasta sık sık barbekü partileri yapıyorlarmış. Okulun sürekli aktivite programı var ve fiyatları oldukça uygun. Birkaç öğrenciyle konuşma fırsatı buldum. Hem okuldan hem de konaklamalarından çok memnun olduklarını söylediler. Okulda Türk oranı ciddi anlamda çok düşüktü. Bu gidecek Türk öğrenciler için en önemli şey tabi ki.

Barselona’da ne yazık ki sadece 3 gün kalma fırsatımız oldu. Ayrılırken gerçekten çok üzgündük. Hiçbir ülkeden ayrılırken tekrar gelirim diye düşünmemiştim. Barselona’ya her fırsatta sadece hafta sonu için bile artık gidebilirim. İstanbul kadar hareketli yaşayan başka şehir yoktur diye düşünüyordum ki Barselona’ya tutuldum J Havası, sıcak atmosferi, halkı, ulaşım kolaylığı, şehir yapısı, ucuz olması ve tabi ki en önemlisi deniz olması buna en büyük etken oldu…

 

Merve Uzun
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 114
E-posta: merve.bilit@unitedtowers.com

 

Masal mı, İtalya mı?

Masal mı, İtalya mı?

Masal mı, Gerçek mi?

Bazen sokakta yürürken kafanızda bir müzik çalar ve sanki onu dinleyerek yürür gibi hissedersiniz. İtalya’da bu duygu baskın şekilde yürüdüm sokaklarda. Tarihin gerçekten şelale olup aktığı, hangi köşesine kafanızı kaldırıp bakacağınızı bilemediğiniz, elinize gezilecek yerler denilen “kitapçığı” aldığınızda program yapmakta zorlandığınız bir ülke İtalya.

Ben İtalya’ya Roma, Floransa, Toskana ve Venedikte yerleşkesi olan, genel olarak sanat ve tasarım alanlarında kısa ve uzun dönem programlara sahip olan Lorenzo de Medici (LdM )sayesinde gitme fırsatı yakaladım.

Gezime ilk olarak Roma’dan başladım. Yaklaşık 2.5 saatlik bir uçak yolculuğu ardından İstanbul’dan Roma’ya ulaştım ve Fiumicino Havaalanına indim. Ulaşım konusunda şehrin nasıl bir rahatlığa sahip olduğunu ilk anda anlayabiliyorsunuz. Havaalanından çıkar çıkmaz kendinizi bulduğunuz tren istasyonunda Leonardo Express ile 15€ karşılığında şehir merkezine varabiliyorsunuz. İndiğiniz durak Termini, yani İtalya’nın en büyük ve en kapsamlı tren istasyonu. Tren istasyonu dediğime bakmayın, Termini aynı zamanda bir alışveriş merkezi  =) Eğer valiziniz büyük değilse çoğu otele yürüyerek ulaşabileceğiniz bir lokasyonda bulunuyor. Roma’da günü verimli kullanmak adına erken kalktığınız takdirde yürüyerek gezebileceğiniz yerler arasında heykelleriyle göz boyayan Trevi Çeşmesi, sanatçılar ve ressamlarla dolu Piazza Navona Meydanı, kartpostallar ve fotoğraflarda sıkça gördüğümüz İspanyol merdivenleri, tavan yapısıyla kafaları karıştıran Pantheon, Osmanlı tarihinde de karşılaştığımız St. Angelo kalesi, hemen karşısında ihtişamıyla göz dolduran Vatikan şehri ve Gladyatör’lerin ayak seslerini duyabileceğiniz Colosseum. St. Angelo kilisesinin tarihsel anlamda manasının yanı sıra kaleyi dolaşırken labirenti andıran koridorları kafanızı karıştırabilir ancak tırmandığınız her merdivenin sonu en güzel Roma fotoğrafını çekebileceğiniz terasa ulaşıyor. Adım başı kiliseyle karşılaştığınız için çanların çaldığı esnada o terasta duruyorsanız şehrin bir anda sessizleştiğini ve atmosferin anında değiştiğini hissedebilirsiniz. Güzel bir fotoğraf çektikten sonra Vatikan şehrine doğru 10dk’lık bir yürüyüş gerçekleştirmek durumundasınız. Ancak uyarmakta yarar var Pazar günleri saat 2’de ziyarete kapanıyor ve sadece ayin için açık tutuluyor. Ayrıca Vatikan’a girmek istiyorsanız listenizin en başına koymanız lazım. Çünkü vakit az, gezilecek yer çok. Vatikan şehrinde gezmeniz gereken en büyük yapıt bana göre Sistine Şapeli. Michelangelo’nun en büyük yapıtı olarak adlandırılan bu şapel görmeniz, deneyimlemeniz ve incelerken başınızın döneceğinden emin olduğum bir eser.

Lorenzo de Medici Institute (LdM)’den bahsedersek; Roma’nın merkezinde bahsettiğim tarihi yapıtlara yürüme mesafesinde yer alıyor. Roma’nın başkent olması sebebiyle verilen dersler diğer lokasyonlardakine göre siyasi ve politik içerikli dersler veriliyor. Konaklama olarak genellikle öğrenci evi şeklinde sunulan yurtlarda imkân sağlanıyor.

Gezimin ikinci gününde sabah erkenden Termini istasyonundan 2 saatlik bir yolculuk sonrası Floransa’ya ulaştım. Yolculuk esnasında filmlerde gördüğümüz kale şehirlerden birkaç tanesine rastlama imkânı da buldum aynı zamanda.

Trenden indiğim esnada yine müzik başlıyor kulağımda ve yine karşımdaki şehir tam manasıyla açık hava müzesi olan Floransa karşılıyor beni. Kaldırımlar, binalar, yüksek tavanlı yapıtlar ve tabii ki resimler… Lorenzo de Medici İtalya’nın en ünlü ailelerinden birisi ve Floransa bu ailenin şehri demem doğru sanırım. (Da Vinci’nin Şeytanları’nı da izlemiyorsanız hemen başlamanızı tavsiye ederim.) Her yerde ailenin yaptırdığı evler, tüneller, yatırım yaptığı işlerle karşılaşmak mümkün. Floransa şehrinin fotoğraflarında gördüğünüz ünlü köprü aslında Medici ailesinin iki evi arasında yaptırdığı tünel. Eski ev ve yeni saray arasında daha rahat ulaşım sağlamak için köprü, tünel gibi şeyler yaptırmışlar. Tünelin ucu Palazzo Pitti, yani Medici ailesinin yeni sarayına açılan bir kapı. Eğer vaktiniz varsa bu saray görebileceğiniz en ihtişamlı yapılardan bir tanesi olacaktır eminim. Kaç odaya girdim, kaç tablo inceledim saymayı bıraktım bir süre sonra. Ve en güzeli de Rönesans bahçesi olan Boboli Garden gezilip görülmeye değer yerlerden birisi.

Lorenzo de Medici Institute (LdM) yapılanması ise Roma’daki okuldan farklı. Her ders için kampüsler ayrılmış durumda. Moda, takı, resim, heykel, grafik tasarım, endüstriyel tasarım, restorasyon gibi bölümlerin bulunduğu, her bölümün kendine ait bir binasının olduğu ve şehrin tam merkezinde bulunan dağınık şehir kampüsüne sahip. Grafik ve endüstriyel tasarım bölümleri için oluşturan sınıflar son teknoloji bilgisayar ve programlarla bezenmiş durumda. Moda tasarımı bölümü her sene farklı bir konsept üzerinden koleksiyon oluşturarak bahar aylarında sokak defilesi yapıyor ve bu proje belediye tarafından da destekleniyor. Restorasyon bölümü, tüm departmanlar arasında en ilgi çekici bölümdü diyebilirim. Atölyenin içi tarihi tablolar ve öğrencilerin yaptığı çalışmalarla dolu ve tarihin tozlu tarafını ortadan kaldırıp ihtişamı ortaya çıkaran bir profesöre sahip.

Yemekleri, şarapları ve hangi yöne bakacağınızı şaşıracağınız ihtişamıyla İtalya, masal mı yoksa gerçek mi ayırt edemediğim, gün batımında kalkan uçakla ülkeden ayrıldığım ve 5 günlük masalı sonlandırdığım bir ülke benim için. Benzersiz bir deneyim yaşamak istiyorsanız, tarihin ve kültürün nasıl korunduğunu deneyimlemek sizin için önemliyse, ister turistik ister eğitim için kesinlikle görülmesi gereken bir ülke… mutlu masallar =)

 

Funda Aytaçoğlu
United Towers, Ankara Bölge Ofisi
Dahili: 306
E-posta: funda.aytacoglu@unitedtowers.com

Doğa harikası Kanada!

Doğa harikası Kanada!

Kanada dediğimizde aklımıza soğuk hava, geyikler, fırtınalar ve internette dolaşan göç hikâyeleri gelir. Dil okulu araştırması yapan her öğrenci bu tarz yazılarla karşılaşmıştır. Evet soğuk bir ülke, buz da fazlasıyla var ancak Kanada bu negatif özelliklerin ötesinde dünyanın en yaşanılabilir şehirleri arasına üç şehrini sokmayı başarabilmiş, refah seviyesi en yüksek halkına sahip bir ülke aynı zamanda.

Ben yurtdışı eğitim sektörüne başladığım günden beri en çok merak ettiğim Kanada’ya 2014 Nisan ayında gidebilme fırsatı yakaladım. İstanbul’dan yaklaşık 9 saatlik bir uçuşun ardından Kanada’ya akşama doğru vardım. Beni Toronto’nun etrafına serpiştirilmiş büyük göller ve uzaktan bana göz kırpan beyaz karlarla kaplı güzel dağlar karşıladı önce. İndiğimde Kanada’nın insanları sıcakkanlıdır, yardımseverdir lafının hakkını veren güvenlik görevlileri duyuru panolarına yorgun gözlerle bakarken halimden anladılar ve valiz, aktarma gibi konularda bana yardımcı oldular. 4 saatlik ekstra bir uçuşla Vancouver’a vardım ve fotoğraflardaki şehrin fazlası olduğunu daha ilk anda anladım.

Daha önce de söylediğim gibi Kanada’da ilk öncelik insanların sağlığı ve güvenliği. Bu nedenle havaalanından çıktığınızda bineceğiniz taksiyi dahi güvenlik görevlisi çağırıyor ve sizi devletin kontrolünde olan taksiye bindiriyor. Bu taksilerle sizi gideceğiniz noktaya dolaşarak götürmeleri, normalden fazla para istemeleri gibi Türkiye’de sıkça karşılaştığımız davranışlara maruz kalma olasılığınız düşüyor haliyle. Havaalanından şehir merkezine “Skytrain” denilen toplu ulaşım sistemi ve taksilerle ulaşabilmeniz mümkün. Tam merkeze yaklaşık 20dk’lık bir sürüş mesafesi sonrası varıyorsunuz ve fotoğraflarda gördüğünüz büyük gökdelenler, nisan ayında açan muhteşem kiraz ağaçları sizi karşılıyor. Bu ağaçlar Kanadalıların uzak doğulu insanlara verdiği önem sebebiyle vaktinde dikilmiş. Yanlışlıkla girdiğiniz bir sokakta bile kendinizi çiçekten tünellerin arasında bulabiliyorsunuz.

Gezimin ilk gün başlangıcında Vancouver’a ufak bir tur düzenledik. Sokaklarını, öğrenciler tarafından sıkça ziyaret edilen yerlerini görebilme fırsatını edindik. ILAC dil okulları sayesinde katıldığım bu gezi turu Fly Over Canada denilen 5 boyutlu bir gösteriyle başladı. İlk başta hiçbirimizin anlam veremediği gösteri 2 dk sonrasında kendinizi şehir sokaklarının arasında dolaştığınız, Niagara Şelalesi’nin ortasından geçtiğiniz ve bunların hepsini yaparken şehrin kokusunu duyduğunuz, buz dağlarının soğukluğunu hissettiğiniz ve Niagara’nın su tanelerinin yüzünüze çarptığı bir şölene döndü. Vancouver’a giden her öğrenciye tavsiyemdir. Mutlaka gidin ve bu deneyimi yaşayın =)

Şehir turumuz sona erdikten sonra ILAC dil okulları kampüslerini gezmeye başladık. ILAC’ın Vancouver şehir merkezinde birbirine yürüyüş mesafesinde üç kampüsü bulunuyor. Sınıflar yaklaşık olarak 15 kişilik ve cam bölmelerle birbirinden ayrılmış durumda. Okul içerisinde kütüphane, öğrencilerin yararlanabileceği bir internet/bilgisayar alanı, yemeklerini ısıtabilecekleri mikrodalga bölümü bulunuyor. Öğrenciler öğle yemeklerini genellikle süpermarketlerden aldıkları yemek paketleriyle sağlıyorlar. Türkiye’de çok yaygın olmasa da, Kanada’da bu şekilde beslenme çantaları oldukça yaygın ve ekonomik. Bu nedenle öğrencilerin en çok kullandığı şey mikrodalga fırın. Okulda yaygın olarak Uzakdoğu, Kore, Vietnam, Şili, Ekvator, Rusya, Fransız ve İtalyan öğrenci bulunuyor. Türkiye’ye uzak mesafede olduğu için Vancouver’ın genel olarak Türk oranı düşük diyebiliriz. Konaklama olarak aile yanı ve yurt seçeneği sunuluyor. Sunulan aile yanı konaklamalar genellikle iki katlı müstakil evler olduğu için şehir merkezinden yaklaşık yarım saat uzaklıkta bulunuyor. Ancak toplu taşıma araçlarının rahatlığı sebebiyle öğrenciler ulaşım konusunda hiçbir sıkıntı yaşamıyorlar.

Kanada çok soğuk bir ülke olarak adlandırılsa da Vancouver, Kuzey Amerika kıtası boyunca uzanan Rocky Dağları ve Victoria Adası tarafından arada kalan bir şehir. Bu sebeple dağdan gelen soğuk ve okyanustan gelen rüzgâr şehre ulaşamıyor ve bu da ılıman bir iklime sahip olmasını sağlıyor. Şehre yakın gezilecek yerler arasında ağaçların arasında köprülerde yürüyüş yapabileceğiniz Capilano Suspension Bridge, balinaları okyanusta görebileceğiniz ve muhteşem adalarıyla ünlü doğa harikası Tofino, 2012 kış olimpiyatlarının düzenlendiği Whistler yer alıyor. Ve inanın gidebileceğiniz yerlerin sadece üç tanesini, belki de en güzellerini yazdım bilemiyorum :)

Unutmayın dil öğrenmek sadece dil okuluna gitmek değildir. Bir kültürü yaşamak, seyahat etmek ve olabildiğince fazla insanla tanışmaktır. Ancak bu şekilde öğrendikleriniz kalıcı olabilir. Kanada ise gezerken eğleneceğiniz, eğlenirken birçok farklı yer görüp, kendinizi geliştirebileceğiniz bir ülke. Şimdiden güzel uçuşlar ve eğlenceli geziler diliyorum…

 

Funda Aytaçoğlu
United Towers, Ankara Bölge Ofisi
Dahili: 306
E-posta: funda.aytacoglu@unitedtowers.com

Bir de böyle bir ülke var: İrlanda

Bir de böyle bir ülke var: İrlanda

selin-tanrikulu-irlanda

İrlanda ile ilgili genel izlenimlerimi ve bulunduğum şehirlerle ilgili yorumlarımı bir önceki yazımda paylaşmıştım (http://www.unitedtowers.com/yemyesil-bir-doga-ve-mutlu-insanlar-irlanda.html). 2. yazımda sizlere ziyarette bulunduğum okullardan bahsetmek istiyorum.

Emerald Cultural Institute her iki Georgian tarzdaki binasının görkemiyle sizi içeri girmeden etkileyen okullardan. Milltown Park ve Palmerston Park olmak üzere birbirine çok yakın 2 merkezi bulunuyor Dublin’de. Milltown Park’ta 30 sınıf, Palmerston Park’ta ise 24 sınıf bulunuyor. Gezdiğim okullardan Emerald sınıf sayısı, öğrenci sayısı ve diğer alanlar bakımından en büyük ve en geniş olan dil okulu. Milltown okulunun arkasında çok geniş ve yemyeşil bir bahçe bulunuyor. İrlanda’da olduğunuzu tekrar hatırlıyorsunuz bu bahçeyi görünce. Okulun binasında ise adeta üniversite havası var. Çünkü genel İngilizce dışında üniversiteye hazırlık programları da aynı kampüs içerisinde. Akademik anlamda oldukça iddialı ve sahip olduğu EAQUALS akreditasyonu ile de bunu kanıtlayan bir okul. Öğretmenlerin hepsi CELT ve genellikle dil alanında master sahibi. Sosyal aktivite programı ise kış ya da yaz sezonu farketmeden oldukça hareketli. Haftasonları komşu şehirlere geziler mevcut. Her iki merkezde de kafeteryası bulunuyor. Ortalama bir öğle yemeği için € 5 diyebiliriz. Emerald’ın diğer dil okullarından farkı Dublin’in tam merkezinde olmaması. Konaklamaların ağırlıklı olduğu güney kısımda bulunuyor. İrlanda’daki tramvay ağı olan LUAS istasyonunun hemen yanında. Dublin şehir merkezine oldukça yakın, tramvayla sadece 6 dakika uzaklıkta. Merkezin kalabalığından uzak doğayla iç içe bir yerde İngilizceye odaklanmak isterseniz Emerald Cultural Institute ilk tercihiniz olmalı.

Atlas Language School ise şehir merkezine yürüyerek 15 dakika ve harika bir nehir manzarasına sahip Portobello House’ta bulunuyor. Binası ve yenilenmiş modern sınıflarıyla oldukça dikkat çeken bir okul. Haftada 1 kere Job Shop adlı workshop sunuyorlar. Bu workshop sayesinde gerek İrlanda’da gerek kendi ülkelerinde döndükten sonra işe başvuracak öğrenciler İngilizce CV hazırlamayı, internetten başvuru yapma incelikleri gibi pek çok detayı öğreniyor. İdari ve eğitim kadrosu hareketli ve dinamik bir yapıda. Sosyal aktiviteleri ise bir dakika bile sıkılmanıza imkan vermeyecek türden.

Alpha College of English Dublin’in kuzey kısmında bulunuyor ve asıl merkezine 15 dakika yürüyüş mesafesinde. Ama okulun çevresinde Dublin’in çoğu yerinde olduğu gibi cafe, restoran bulmak mümkün. 16 sınıfı buluyor. Tüm sınıflarda akıllı tahtalar mevcut. Okul içerisinde aile atmosferi hakim. Dersler dışında ek derslere de hayır demem diyen öğrenciler için free olmak üzere haftada 2 gün Conversation Club ve 1 gün de Video Club sunuyor. Yaz döneminde gidecekseniz 350 öğrenciyle birlikte okuma imkanınız olacak. 2014 yılında 57 farklı milletten öğrenci Alpha College of English’i tercih etmiş. Türk oranı ise sene boyunca %2 civarında.

ISI English Language School ise aynı şekilde Dublin’in kuzey kısmında bulunuyor ve merkeze yürüyerek 10 dakika. Cafe ve restoranları rahatlıkla 2 dakika uzaklıkta bulmak mümkün. Dönemine bağlı olarak her hafta Irish History Club ve Music Club gibi ek dersleri var. Bunlar derslerden çok sosyal aktivite tadında. Hem eğlenip hem de bir şeyler öğrenebilirsiniz. Binanın iç tasarımı oldukça güzel, tablo ve heykellerle sürekli iç içesiniz. Bazen kendinizi bir sanat galerisinde gibi hissedebilirsiniz. Aktivite noktasında Dublin’deki çoğu okul gibi oldukça hareketli. Uyumayı seviyorsanız öğleden sonraki programları da tercih edebilirsiniz.

Frances King Dublin merkeze 5 dakika uzaklıkta ve Dublin’in güney kısmında bulunuyor. Binada 11 sınıf var. Diğer okullarla kıyaslanınca daha küçük kalıyor. Kalabalık bir ortam istemeyen öğrenciler tercih edebilir. Öğleden sonra ders seçeneği Frances King’te de mevcut. 33 derslik çok yoğun bir programları var ve haftada 2 gün öğle yemeklerini bu grupla birlikte yiyip pratik yapıyorsunuz.

The Horner School of English merkeze yürüyerek 10 dakika ve Dublin’in ünlü renkli kapılarının bulunduğu Fitzwilliam Square’de bulunuyor. Yurt konaklama düşünürseniz ama yemek de dahil olsun istiyorsanız Baggot City Residence yurdu bulunuyor ve okula yürüyerek 2 dakika. Bu konaklamaya kahvaltı ve akşam yemekleri dahil. Aktivite programları her daim yoğun. Öğrencilerinin memnun olması oldukça önemli ve her noktada size yardımcı olmaya çalışıyorlar. Ortalama 250 öğrencilik bir okul. İtalyan, Fransız ve İspanyollar Top 3’yi oluşturuyor. Türk oranı İrlanda’nın diğer çoğu okulunda olduğu gibi % 1-2 civarında.

Griffith College Dublin’i eğer kampüs ortamında bulunmak isterseniz tercih edebilirsiniz. College’taki öğrencilerin %75’ini İrlandalı öğrenciler oluşturuyor. Okulun aktivite programı da College’ın Students’ Union tarafından yürütülüyor. Bu yüzden aktivitelerde sadece İngilizce kursundaki uluslararası öğrenciler değil, lisans programlarına devam eden İrlandalı öğrenciler de yer alacak. Yaz döneminde ise College yaz tatiline girdiği için College’ın özel bir departmanı aktiviteleri oluşturuyor. Yazın yoğun bir dönem olduğu için her gün mutlaka aktivite mevcut. Konaklama için ise aile yanı olduğu gibi kampüs içerisinde bulunan Griffith Halls’taki iki kişilik odaları tercih etmek mümkün. Bu odaları başka bir öğrenciyle birlikte paylaşıyorsunuz. Kampüs ortamındaki basketbol sahası, bilardo, masa tenisi gibi tüm olanaklara ulaşım imkanınız var. College’taki diğer öğrencilerle aynı olanaklara sahip oluyorsunuz. College yemekhanesi ise sabah – öğle – akşam yemeği seçeneklerinin üçünü de sunuyor. İrlanda’daki üniversite ortamı tecrübe edilmek isteniyorsa Griffith College güzel bir tercih.

CES Dublin, şehir merkezinin tam kalbinde Dame Street’te yer alıyor. Sahip olduğu 40 sınıfla İrlanda’nın en büyük dil okullarından biri. 560 öğrencilik bir kapasitesi var. Aynı zamanda IELTS test skoru almak isteyen öğrenciler burada hem IELTS kursuna katılabilir hem de eğitim aldığı aynı okulda IELTS sınavına girebilir. Çünkü CES Dublin bir IELTS Test Merkezi. Sosyal aktivitelerden sorumlu özel bir ekipleri ve karaoke, pizza partisi gibi etkinlikleri gerçekleştirebilecekleri çok geniş bir alanları var. CES oldukça donanımlı öğretmenlere de sahip ki 55 öğretmenden 19’u DELTA sahibi. Ayrıca kendilerine özel CES App adlı bir uygulamaları da var. Bu uygulama ile ders notlarından aktivitelere kimler katılıyora kadar pek çok şeyi görüntüleyebilirsiniz. Konaklama olarak ise öğrenci evleri düşünürseniz CES’in 10 odalı evlerini tercih edebilirsiniz.

Malvern House Dublin de aynı şekilde şehrin tam merkezinde Dame Street’te bulunuyor. Okulun her köşesine kendi logosunun da rengi olan kırmızı rengi hakim. Toplamda 21 sınıflı ve 320 öğrenci kapasiteli bir okul. En öne çıkan özelliklerinden biri okulun bitişiğinde bulunan Malvern House Residence. Okulun kendine olan bu yurdunda kahvaltının da dahil olduğu 1,2 ya da 4 kişilik odaları tercih edebilirsiniz. Oldukça modern bir yurt ve konumu sebebiyle kesinlikle toplu taşımaya ihtiyaç duymayacaksınız. Yine de bu konaklama türü kısa dönem öğrenciler ya da uzun dönem olup da kendi konaklamasını gittikten sonra bulmayı düşünen öğrenciler için iyi bir seçenek.

SWAN Training Institute ise Dublin’in sadece yayalara ayrılmış ve alışveriş dükkanlarının bulunduğu ünlü Grafton Street’te yer alıyor. SWAN’da bulunan teaching kurslarına katılan öğretmen adayları tarafından Salı ve Perşembe günleri ücretsiz dersler veriliyor. Katılmak için yer bulmada sorun yaşamamak için isminizi önceden yazdırmanız yeterli. Ortalama 250 öğrenci kapasiteli bir okul. Konaklama olarak aile yanı dışında Herberton Apartmanlarını sunuyor. Bağımsız bir konaklama düşünen öğrenciler için apartman kompleksi spor salonu, havuz gibi pek çok ek hizmeti de beraberinde sunuyor.

International House Dublin ise aynı şekilde Grafton Street’te bulunuyor. Okulun Top 3’ünde Meksika, İtalya ve İspanya bulunuyor. Bina olarak oldukça modern ve alışıldık Georgian tarz mimariden uzak. Terasta çok geniş bir kafeterya ve öğrenciler için ortak alan mevcut. Aynı bina International College öğrencilerine de ev sahipliği yaptığı için kütüphane, çalışma alanı ve bilgisayar odası oldukça geniş. Pazartesi ve Çarşamba günleri ücretsiz Conversation Clubları var. Ek konuşma sınıflarına ihtiyacım var diyen öğrenciler tercih edebilir. Ayrıca uzun dönem öğrenci vizesine sahip olup da çalışma hakkına sahip olan öğrenciler için Jobs Club diye ücretsiz workshopları mevcut. Bu seminerlerde nasıl CV hazırlanır, nasıl bir işe başvurulur gibi konular hakkında öğrenciler bilgilendiriliyor.

Kaplan International Center’ın pek çok İngilizce konuşulan ülkede olduğu gibi Dublin’de de merkezi bulunuyor. Dublin’in en ünlü kısımlarından olan Temple Bar’da bulunmakla birlikte çok güzel bir nehir manzarasına da sahip. Okulda 14 sınıf var. Bina olarak Georgian tarzda olmasına rağmen için oldukça modern ve ferah. Her hafta mutlaka 2 kere ek derslere katılmak isteyen öğrenciler için free Clublar var. Bu Clublar genellikle Konuşma, Yazma, CV Hazırlama, Kelime Bilgisi hakkında. Top 3’de ise İsviçre, İtalya ve Brezilya bulunuyor. Apartman tarzı konaklama düşünen öğrenciler için Heuston South Quarter Apartmanları okuldan yürüyerek sadece 25 dakika uzaklıkta. Aktivite programı ise düşük ve yoğun dönem farketmeksizin oldukça yoğun bir program sunuyor.

ATC Dublin ise Grafton Street’in hemen yanındaki caddede. Hepsinde akıllı tahtaların olduğu toplamda 16 sınıf bulunduruyor. Dublin’deki merkezi dışında Dublin’e trenle 30 dakika mesafede olan Bray merkezleri de mevcut. ATC Bray’de ise toplamda 22 sınıf var. Bray merkezindeki bütün aile yanı konaklamalar mutlaka yürüyüş mesafesinde. Yurt konaklaması ise okulun hemen bitişiğinde. Okulun Top 3’sinde Brezilya, Kore ve İtalya var. Aktivite olarak Pazar haricinde her gün mutlaka aktivite var. Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri ise free olmak üzere çeşitli konularda ek dersler sunuyor.

Galway Cultural Insititute ise Dublin’e 2,5 saat otobüs yolculuğu mesafesinde olan Galway şehrinde bulunuyor. Galway şehri yaşam masrafı yönünden Dublin’den daha uygun bir şehir. Okul şehir merkezine yürüyerek 15 dakika uzaklıkta. Galway’de her şey yürüyüş mesafesinde olduğu için otobüse ihtiyaç duymayacaksınız. Galway Cultural Institute binası 3 katlı, 25 sınıflı ve mükemmel bir okyanus manzarasına sahip. Okul da zaten hemen okyanusun yanında bulunuyor. Aynı binada Galway Business School da bulunduğundan İrlandalılarla doğrudan iletişim imkanı sunuyor. Küçük bir kampüs havası hakim. Okula girdiğinizden itibaren ne kadar canlı olduğunu hissediyorsunuz. Konaklama açısından aile yanı konaklamalar okula çok yakın. Yaz döneminde Galway’de uluslararası sayısız festival gerçekleştiği için normalden de hareketli olacağını tahmin etmek çok da zor olmaz. Ayrıca windsurfinge ilginiz varsa Galway sizin için hem İngilizce hem de tatil anlamında ideal mekanlardan.

Selin Tanrıkulu
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 118
E-Posta: selin.tanrikulu@unitedtowers.com

Bir Amerika Hikayesi

Bir Amerika Hikayesi

‘Big Apple’ olarak bilinen New York City’den başlayıp Boston,  Boston Newton, Bristol, Cincinati, Dallas, St. Petersburg ve Tampa ‘da sona eren ELS merkezleri ziyaretlerimden söz edeceğim size.

Öncelikle gezi programım kapsamında olmamasına rağmen Newyork’ a Black Friday ‘de varma şansına eriştiğim için ve şehirden ne kadar etkilendiğimi anlatmak için biraz Newyork dan da bahsetmek isterim ;)

Okul ziyaretim olmamasına rağmen Newyork şehrinde geçirdiğim iki gün içinde yürüyerek ve kısa metro mesafeleri ile pek çok yer gezdim. Brooklyn köprüsü, Empire State, China Town, Little Italy, Rockefeller, Central Park, Özgürlük heykeli, Times Square vb. Çocukluğumdan beri izlediğim aklıma kazınmış pek çok filmin, dizinin içindeymişim gibi hissetmek, pek çok şarkıya ilham olmuş şehirde gezerken, meraklı, hayran ve şaşkın başım havalarda ve heyecanlı..kısa da olsa muhteşem bir tecrübeydi.  Bir tavsiye; Black Friday alışveriş sevenler için mükemmel bir fırsat..pek çok ünlü markayı çok uygun fiyatlara alabilir, kendinizi kaybedebilirsiniz J ayrıca ne zaman yolunuzu kaybetseniz neredeyse elinizden tutarak gideceğiniz yere kadar sizi götüren yardımsever insanları ile dünyanın en kalabalık en kozmopolit alanı. Toplu taşımacılık oldukça gelişmiş bu şehirde; ulaşımınızı rahatça sağlayabilir ya da kısa bir zamanınız varsa hop-on, hop off denilen turlarla indi bindi yaparak çok daha fazla turistik alanı kısa zamanda görebilirsiniz.

Newyork’dan Boston ‘a trenle geçmek çok rahat oldu, ortalama 3 saatlik rahat bir yolculukla yine başka bir büyülü şehre vardım. İlk defa Amerika tecrübesi yaşamama rağmen herhangi bir destek almadan Newyork şehrini birkaç günde keşfedip bir sonraki durağıma kendimi aktarmamdaki rahatlık aslında kendime güvenimi yerine getirdi, bu ülkede yabancı olmanın çok da zor olmadığını kozmopolit yapının bana kazandırdıklarını düşündüm. Öğrencilerimin de benzer tecrübelerden geçeceğini düşünerek kolay bir sistemde devam eden yaşayış benim içimi rahatlattı.

Boston, ‘ben bu şehirde yaşardım’ dediğim etkileyici şehir. MIT’nin, Harward’ın, Boston Üniversitesi’nin ev sahibi. Amerika’nın eğitim, sağlık ve finans merkezi. Şehrin modern yapısı ile tarihi dokusunun birlikte çok yakıştığı şehir. Kısa süreli kalacak öğrenciler için Boston Duck Tours ile şehri keşfedebilirsiniz.

Boston ELS, şehrin merkezinde mükemmel bir lokasyonda. Boston Common Park’ın tam karşısında olan okul binası, arkasına şehrin büyüleyici modern tarzını önüne ise muhteşem bir yeşil alanı almış. ELS Boston özellikle akademik alanda eğitim almak isteyen öğrenciler için ideal. Kendisine ait bir binada 14 sınıf ile hizmet veriyor, hemen yakınında kapalı bir pazar/market tarzı bir yer var. Ayrıca pek çok restoran ve kafe var öğrencilerin zaman geçireceği, yemek yiyebileceği. Aile yanı ve yurt konaklamaları ortalama 45 dakika toplu taşımacılıkla. Şehrin merkezinde olsun, her yere kolay ulaşayım diyen büyük şehir isteyen öğrenciler için çok ideal. Eğitim kalitesi ile ilgili öğrencilerle bir araya geldiğimde, herhangi bir olumsuz yaklaşımla karşılaşmadım. Ders saatleri dışında gözetmen eşliğinde gerçekleşen kendi kendine çalışma saatlerinin çok faydalı olduğundan bahsettiler hatta bu çalışma bir plan üzerinden yapılıyor ve gelişiminizde bir çizelge ile takip ediliyor dediler.

Bu merkezden çok yakın diğer bir merkeze, ELS Mount Ida’ya geçtim. Şehir merkezine sadece 15 dakika mesafede bir kampüs. Ücretsiz otobüs seferleri var, kampüs ile şehir merkezi arasında sizi metro istasyonuna bırakıyor ve gelişmiş metro ağı ile ulaşımınızı rahatça sağlayabiliyorsunuz. Hem Boston gibi büyük bir şehre yakın olup hem de kampüs de eğitim almak isterseniz harika bir lokasyon. Yine kampüste konaklama ve aile yanı opsiyonları sunuyor. Genellikle uzun dönem öğrencilerin tercih ettiği bir lokasyon. Kampüsü Aralık ayında kış gerçekten yüzünü göstermişken görmemize rağmen sıcak bulduk, söylenilene göre yaz aylarında görmeliymiş bir de;) Yine Türk öğrenci görüşü aldık, uzun dönem bir öğrenci, aile yanında kalıyormuş. Sonra yurda geçerim diye düşünmüş ancak aileyi çok sevmiş ve sürekli kalmaya karar vermiş. TOEFL hazırlık programları var ve IELTS test merkezi okul dolayısıyla sınavlara hazırlanmak isteyen öğrenciler için yine ideal bir merkez.

Ve Boston dan 1 saat 15 dakika mesafede ELS Roger Williams – Bristol. Her türlü donanıma sahip dört dörtlük bir kampus..Aile yanı ve yurt konaklama opsiyonları ile harika bir kampus tecrübesi yaşamak isteyen öğrenciler için. Akademik programları özellikle popüler bir merkez. ELS 2006 yılında beri bu kampüsü ev sahipliğinden yararlanıyor. Universite 4500 öğrencili küçük bir üniversite ancak mühendislik, mimarlık ve işletme alanlarında öne çıkıyor. Kampüste Squash kortundan, spor salonlarına, her türlü damak tadına uygun yemekler çıkaran kafeteryası ve yiyecek alanları ile içinde olmaktan çok mutlu olduğum bir kampüs olarak aklımda kaldı. Aile yanı ve yurt seçenekleri yine mevcut.

University of Cincinati, gördüğüm en görkemli kampüslerden bir tanesiydi.  Gerçek bir Amerikan kampüsü örneği, yürüyerek gezmekte zorlanacağınız büyük bir kampüs. ELS dil okulu üniversite derslerinin verildiği katlarda, aslında tamamen üniversite öğrenciyle birlikte eğitim alıyorsunuz. ELS ‘in üniversitenin kabul ofisi ile iletişimi oldukça kuvvetli. Bu durum pek çok ELS merkezinde aynı,  dil eğitimini tamamlayıp üniversite de lisans ya da yüksek lisans eğitime devam edecek öğrenciler için de ideal bir hal almış oluyor. Bir sonraki durağımız, hiçbir zaman görme fırsatım olacağını düşünmediğim şehir Dallas J Pek farklı hatırlamışım dizi ve filmlerden. Son yıllarda en çok yatırım yapılan eyalet Texas olunca Dallas şehri de bundan payını almış.

ELS University of Texas, Dallas şehir merkezine sadece 10 dakika mesafede yine harika bir kampüs de. University of Texas çok prestijli bir üniversite. ELS merkezi üniversite kampüsünde ve 11 sınıftan oluşuyor ancak, sınıf sayısını arttırma projelerinden de bahsettiler. Burası ortalama 50.000 öğrencili bir araştırma üniversitesi ve en önemli avantajı yaşam masraflarının diğer şehirlere göre daha uygun olması. ELS ‘in davetlisi olmama rağmen, University of Texas kabul ofisi de oldukça iyi ağırlayıp üniversite hakkında kabul koşulları vs gibi detaylı sunumlarda bulundular. Kovboy şapkalarını ve çizmelerini sadece Dallas Western store’lar da görebileceğimi öğrenmiş oldumJ Dallas şehir olarak yine oldukça gelişmiş bir Amerikan şehri, Texas eyaletinin en büyük şehri, öğrencilerin ders dışı saatlerde yapabilecekleri çok fazla seçenek var, ayrıca bu kadar büyük bir kampüste olup şehir merkezine bu kadar yakın olmak öğrencilere çok büyük bir özgürlük veriyor.

-4 derece Texas eyaletinden 30 derece Florida eyaletine geçmek de farklı bir tecrübe oldu. Florida eyaletinde ilk adresimiz Tampa oldu. Tampa İzmir ile kardeş şehirdir J ELS, Tampa da  üniversite kampüsünde bulunuyor. University of Tampa, ortalama 8000 nüfuslu özel bir üniversite. Aralık ayında 30 derece ile bizi karşılayan, iklimin sıcaklığı insanlara yansımış şehir. Universite kampüsünde eğitim alayım, aynı zamanda Florida’nın ılık ikliminden yararlanayım derseniz ideal bir opsiyon olarak değerlendirilebilirsiniz. Tampa ‘dan kısa bir seyahatle geçtiğim St.Petersburg!

The sunhine city ! sürekli güneşli şehir.  St. Pete olarak bilinen şehir, İngilizce öğrenirken yazın tadını çıkarabileceğiz bir seçenek.  ELS, St. Petersburg merkezi şehir merkezine 15 dakika mesafede olan Eckerd College ‘in içinde yer alıyor.  Özellikle genç öğrenciler için güvenli ve eğlenceli bir merkez. 15-16 yaşındaki öğrenciler için gençlik programları oldukça popüler. Kampüs içi ve aile yanı konaklama opsiyonları sunuyor. Yunus ve balina seyri her öğrencimizin gittiğinde yapması gereken harika bir aktivite!

10 günde 8 farklı ELS merkezini gördüğümde her öğrenci için ideal bir ELS merkezi olduğunu fark ettim. Hareketli ya da sakin yaşamayı tercih edenler, kampüs imkanı ya da şehrin sunduklarını tecrübe etmek isteyenler, soğuk hava sevenler ya da ben dört mevsim yaz severim diyenler…herkese uygun bir ELS merkezi vardır deyip sizlerinde bir ELS tecrübesi yaşamanızı dilerim.

Burçin Erdoğan
United Towers, İzmir Bölge Ofisi
Dahili: 204
E-Posta: burcin.erdogan@unitedtowers.com

.. bu eğitimi Amerika gibi bir ülkede almak bambaşka ..

.. bu eğitimi Amerika gibi bir ülkede almak bambaşka ..

Amerika – San Francisco / Berkeley

Yurtdışında dil eğitimi almak İngilizceden öte bir yaşam deneyimi de aynı zamanda. Fakat bu eğitimi Amerika gibi bir ülkede almak bambaşka. İngilizcenizi geliştirirken bir sürü şehir görüp bir sürü yer keşfetmek isterseniz Amerika ilk tercihiniz olmalı. Arabaya atlayıp birkaç gün boyunca gezmek gibi hayalleriniz de varsa Amerika dışında başka yeri düşünmemelisiniz bile. Ben Kaliforniya’da San Francisco/Berkeley’de İngilizce eğitimi aldım. İlk yurtdışı tecrübemdi ama yeni yerler görmenin heyecanı, tek başına başka bir ülkede olmanın endişelerini baskılıyordu. Ne kadar rahat giderseniz o kadar az sorunla karşılaşırsınız.

San Francisco/Berkeley’de bulunduğum 7 ay, hayatımın tartışmasız en güzel ve unutulmaz aylarıydı. Rahatlıkla bu tecrübeye hiçbir şeyi değişmeyeceğimi söyleyebilirim. İngilizcenizi geliştirmekse tamamen size bağlı olacak. Alacağınız dersler Türkiye’deki dil kurslarıyla benzer bile olmayacak. Kağıt üzerinde konuşmayı değil, birebir gerçek yaşam tecrübesiyle konuşmayı öğreneceksiniz. Grameriniz belki de bu şekilde oturacak çünkü o dili duymak, görmekten çok daha etkili. Okulda alacağınız eğitim ne kadar iyiyse ve sizi ne kadar zorluyorsa o kadar fazla verim alacaksınız. Ders sırasında konuşmaya zorlanmak çok önemli. Mesela eğer bir sunum yapılacaksa bundan muaf olmanıza izin verecek bir öğretmenden ders almıyor olmanız lazım. Türkçe sunum yapmak bile bazen cesaret isterken, İngilizce bir sunum yapmanın size neler katacağını düşünün. İngilizce konuşabilmek için her şeyden önce o çekingenliği kırabilmek gerekiyor. Bu çekingenlik mevcutsa ne kadar hatasız yazılar yazabiliyor olsanız da bunları dile dökmeye geldiğinde zorlanırsınız. Bunlar olurken hata yapmanız sizin yararınıza. Çünkü bu yanlışların doğrularını birebir tecrübe ile öğreneceksiniz. Aynı hatayı bir daha yapmayacağınız ise neredeyse garanti.

Bu tecrübenin sadece İngilizce değil, çok daha fazlası olduğunu sürekli vurguluyorum. Dönünce önyargılarınız varsa bunlardan arındığınızı, ufkunuzun açıldığını, her şeye ve herkese karşı çok daha açık fikirli ve saygılı olduğunuzu, isteyince her şeyi başarabileceğinizi göreceksiniz. Sadece Kuzey Amerika değil; Uzakdoğu, Güney Amerika, Avrupa ve Orta Doğu gibi farklı kültürleri tanıyıp, ne kadar uzak olsak da aslında bazı kültürlerin ne kadar da birbirine benzediğini farkedeceksiniz. Pek çok ülkeden bir sürü dost edineceksiniz, sonrasında onları Türkiye’de ağırlamak ya da onların ülkelerinde misafir olmak ise paha biçilemez bir zevk olacak.

Dil eğitimi için Kaliforniya en ideal yerlerden biri. Havası her zaman ılıman. Ocak’ta gidiyor olsanız bile 15 derecelerde. Amerika’da araba kiralamak oldukça ekonomik. Eğer 21 yaş ve üzerindeyseniz ve ehliyetiniz de varsa Amerika’da araba kiralayıp kullanabilirsiniz. Haftaiçi derslerden sonra bulunduğunuz şehri keşfetmek için yeterli vaktiniz olacak. Cuma dersten sonra çıkıp komşu şehirleri ziyaret etmeniz için ise haftasonunuz olacak. 5 kişi bir araba kiralayıp, cuma ve cumartesi ise otellerde konaklasanız bunun size masrafı yaklaşık $100 olacaktır. Benim size en büyük tavsiyem her gününüzü çok iyi değerlendirmeniz olacak, bir gününüz bile boşa geçmemeli. Derste öğrendiklerinizi bu tarzda gezilerde ya da ders sonrası düzenlenen sosyal aktivitelerde uygulayacağınızı ve geliştireceğinizi unutmayın. Tüm arkadaşlarınız orada İngilizce öğrenmek için bulunuyor olacak, bu da bu tip organizasyonlara hep açık olacaklar demek. Başka bir ülkede araba kiralamak, gezmek kulağa korkutucu gelebilir ama zaten yalnız olmayacaksınız. Herhangi bir sorununuz olduğunda Amerikalılardan daha yardımsever ve anlayışlı hiç kimseyi bulamazsınız.

San Francisco’daki ünlü Golden Gate köprüsünü bilmeyen yoktur. Bunun dışında hapishane olarak uzun yıllar boyunca kullanılmış Alcatraz adasını da ziyaret etmeden dönmemelisiniz. Bunun dışında Fisherman’s Wharf ya da Pier 39’da yengeç çorbası içmek, Cheesecake Factory’de cheesecake yemek, Fillmore’da jazz dinlemek, Cable Car ile San Francisco’nun ünlü yokuşlarını çıkmak, Lombard Street, Chinatown en meşhur atraksiyonlardan. San Francisco’da ulaşım ise oldukça kolay. Şehir içinde de BART isimli hızlı tren sistemini kullanıyorlar. San Francisco’nun hemen karşısında ise Berkeley ve Oakland var. Berkeley’de Amerika’da 1.  ve dünyada 3. en iyi devlet üniversitesi olarak seçilen UC Berkeley bulunuyor. Bu yüzden Berkeley tam bir üniversite şehri. UC Berkeley’nin kampüsü Amerika’daki en güzel kampüslerden biri. San Francisco’dan trenle 20 dakika uzaklıkta. Ben de şehirden biraz uzak kalıp daha sakin bir yerde eğitim almak istemiştim, bu sebeple tercihim Berkeley yönünde oldu. Yine olsa yine Berkeley’i tercih ederdim.

Berkeley ve San Francisco’nun sokaklarında evsiz görmek mümkün.  Fakat bu insanların çoğu sadece bu yaşamı tercih eden insanlar. Onlarla konuştuğunuzda herhangi ortalama bir insandan çok daha kültürlü olduklarını, bazılarının 5 dilden fazla bildiğini, sürekli kitap okuduklarını görebiliyorsunuz. O yüzden sokakta bu evsizlerle karşılaştığınızda ülkemizdekilerden ve belki de başka herhangi bir şehirdekinden çok farklı olduklarını farkedeceksiniz.

Beni ilk gittiğim andan itibaren en çok etkileyen Kaliforniya’da insanların ne kadar rahat ve mutlu olduğuydu. Bir sorunla karşılaştıklarında dahi stres alışkın oldukları bir kelime değil. Her şeyi çok sakin ve sistemli bir şekilde çözebiliyorlar. İnsanların her durumda birbirine olan saygısı görülmeye değer. Sokakta yürürken sizi hiç tanımasalar dahi halinizi hatrınızı sorabilirler. Arkadaş edinmeye oldukça meraklılar. Sokaklarda yürürken her zaman yayalar daha öncelikli. Bu konuda oldukça katı kuralları var. Bu da saygılı bir yaklaşım takınmalarından kaynaklı. 7 ay boyunca hiç korna sesi duymadığımı söylersem abartmış olmam :) Bu sebeple Amerika’dan sonra ülkenize döndüğünüzde biraz zorlanacağınızı kabul etmeliyiz. Fakat bu kıyaslama olanağını bize verdiği için de bu tecrübeye müteşekkir olmamak elde değil. Siz de dil eğitimi için Amerika’yı tercih ediyorsanız unutulmaz anılara, belki yeni bir hayat vizyonuna ve harika dostluklara sahip olmanız dileğiyle…

Selin Tanrıkulu
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 118
E-Posta: selin.tanrikulu@unitedtowers.com

Yine bir gün İngiltere’deyiz.

Yine bir gün İngiltere’deyiz.

Kaplan International College Londra,

Londra şehri 8 milyonluk nüfusuyla Avrupa Birliği sınırları içerisinde kalan 2.büyük şehir olup, Parlamento Binası, Tower Bridge, Tower of London, Buckingham Sarayı, Trafalgar Meydanı, Hyde Park ve Londra Eye gibi bir çok turistik ve tarihi yerlere ev sahipliği yapmaktadır.

Bunun yanı sıra Londra şehri sunduğu ulaşım ağı ile de öğrenciler ve turistlere çok kolaylık sağladığını belirtebilirim. Dünyanın ilk metrosu olan Piccadilly metrosu da bu şehirde yer almaktadır. Londra şehri bölgelerden (Zone 1-2-3-4-5-6) oluşup, turistik ve tarihi yerlerin hemen hemen hepsi 1. bölgede (Zone 1) yer almaktadır.

Kaplan International College Londra, Londra’nın merkezinde yer alıp Uluslararası öğrencilere ‘tamamlayıcı dil eğitimi, Foundation ve Pre-Masters’ eğitimleri sunan bir kurumdur. Öğrenciler akademik ve İngilizce eksikliklerini bu kurumda tamamladıktan sonra, City University London, Westminster University, Cranfield University gibi üniversitelerin Lisans ya da Yüksek Lisans programlarına direk geçiş imkanı yapmış olurlar.

Binada yer alan derslikler 15-17 öğrenci kapasitesine sahip olup, bir çok sınıfında akıllı tahtalar ile eğitim verilmektedir. Öğrencilere verilen akademik ve İngilizce hazırlığın yanı sıra, sonrasında geçiş yapılacak üniversite seçimlerinde de son derece uzman kişilere sahiplerdir.

Londra’da üniversite eğitimi düşünüyorsanız fakat akademik ve İngilizce skorlarınız yeterli değil ise Kaplan International College Londra doğru tercih olacaktır.

Kaplan International College Brighton,

İngiltere’nin güneşli yüzü olarak adlandırılan Brighton, İngiltere’nin güneyinde yer alan keyifli ve festivalleri çok olan bir şehirdir. Brighton denince ilk akla gelen Brighton Pier; yemek alanlarından, luna parka kadar bir çok eğlenceye sahip durumdadır. Londra’ya 45 dakika tren mesafesinde yer alan Brighton, alışveriş merkezleri, oyun ve sinema salonları ile öğrencilere bir çok seçenek sunmaktadır.

Kaplan International College Brighton, şehir merkezinin göbeğinde yer alan tren istasyonundan 7-8 dakika tren mesafesinde yer almaktadır. Bu kurum Uluslararası öğrencilere ‘tamamlayıcı dil eğitimi, Foundation ve Pre-Masters’ eğitimleri sunmaktadır. Öğrenciler akademik ve İngilizce eksikliklerini bu kurumda tamamladıktan sonra University of Brighton’ın Lisans ya da Yüksek Lisans programlarına direk geçiş imkanı yapmış olurlar. 5 katlı bir binada eğitim veren Kaplan International College Brighton, karşısında yer alan ‘Student Union’ ile öğrencilerine 3 katlı kütüphane, yemek salonu, dinlenme merkezi ve banka yer almaktadır.

İngiltere’nin güneyinde kaliteli eğitim alırken aynı zamanda eğlenceyi ve festivalleri de kaçırmak istemiyorsanız, Kaplan International College Brighton’ı tercih edebilirsiniz.

University of Portsmouth,

İngiltere’nin en güneyinde yer alan Portsmouth, İngiltere’nin liman kenti olarak adlandırılır. Londra’ya yaklaşık 1.5 saat mesafede yer alan bu şehir, İngiliz yazar Charles Dickens’ın da doğup büyüdüğü şehirdir. İklim olarakta Londra, Manchester gibi şehirlere göre güneyde yer aldığından daha ılıman bir iklime sahiptir.

Şehrin her yerine hakim olan University of Portsmouth, fakülte binaları, öğrencilerine konaklama sağladığı yurtları ve öğrenci köyü ile Portsmouth şehrini canlı tutan bir üniversitedir. Toplamda 23.000 öğrencisi bulunan üniversitede yaklaşık 100 farklı ulustan 4.000 uluslararası öğrenci vardır, İşletme ve Mühendislik Fakülteleri uluslararası öğrenciler tarafından tercih edilen en popüler fakülteleridir.

Okulun Türk öğrencilere özel sunduğu burs imkanı ve ödeme avantajları ile her geçen gün University of Portsmouth’ta Türk öğrenci popülasyonu artmaktadır. İşletme Okulu içerisinde yer alan Bloomberg odası öğrencilerine sunduğu zorunlu dersleri sonrasında başarılı olan her öğrenciye Bloomberg sertifikası sunarak, mezuniyet sonrası iş hayatlarında çok fazla avantaj sağlayacaktır. Mühendislik bölümleri içerisinde Petrol, Elektronik ve Bilgisayar ön plana çıkan bölümleri olup, okulun Mühendislik öğrencilerinin geçtiğimiz yıl ortaya çıkardıkları yarış arabası ile yarışmaya katıldıklarını belirtebilirim.

Konaklama olarak öğrencilerine sunduğu zengin yurt imkanları ile öğrencilerin taleplerine fazlasıyla cevap vermektedir.

İngiltere’de kaliteli üniversite eğitimi alıp,aynı zamanda da yaşam ve konaklamanın uygun olduğu bir şehir düşünceniz var ise University of Portsmouth doğru tercih olacaktır.

Caner Okutan
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 115
E-Posta: caner.okutan@unitedtowers.com

BUDAgönlüm sendePEŞTE

BUDAgönlüm sendePEŞTE

BUDAgönlüm sendePEŞTE,

Tuna nehrinin iki yakasını köprüler ile birbirine bağlayan bir şehir olan Budapeşte, gece ve gündüzü ile görenleri büyüleyen bir atmosfere sahiptir. Kültürü ve tarihi yapısı ile gittiğiniz ilk günden itibaren sizi etkileyecek bir şehir olan Budapeşte, sunduğu eğitim olanakları da ile uluslararası öğrenciler tarafından çok fazla talep görmektedir.

Bulunduğu konum ile Avrupa’nın göbeğinde yer alan Budapeşte; Slovakya, Avusturya ve Hırvatistan gibi AB ülkelerine çok yakın mesafede yer almaktadır.
Budapeşte’de yer alan International Business School 1991 yılında kurulmuş olup, İngiltere’nin sayılı üniversiteleri arasında yer alan Buckingham Üniversitesi’nden diploma sunması avantajı ile öğrencilerine kaliteli bir eğitim fırsatı sağlamaktadır. International Business School şu an sahip olduğu 1200 öğrenciye butik bir üniversite havası hissettirirken, yer aldığı kampüs içerisindeki büyük firmalardan öğrencilerine staj imkanları sunmaktadır.

International Business School şehrin Buda tarafında yer alıp, şehir merkezinden gayet kolay bir ulaşım ağı üzerinde yer almaktadır. Ulaşım konusunda Budapeşte gerçekten çok zengin olup, bir çok tren ve otobüs ağı ile yaşayanların hayatını oldukça kolaylaştırmaktadır, kısaca değinmek istersem aylık sınırsız öğrenci kartını (Akbil) 11€ olarak belirtebilirim. Ulaşım ağı Macaristan içi ya da farklı ülkelere de tren ile çok kolay bir şekilde sağlanmaktadır.

Okulun yer aldığı kampüs içerisinde rektörlük, akademik bina, kütüphanenin yanı sıra yurt imkanı da bulunmaktadır. Sunduğu eğitim yanı sıra sağladığı yurt imkanı ile uluslararası öğrencilerin ilgi odağı olan International Business School, bulunduğu kampüs içerisinde yer alan 60 büyük firma aracılığı ile öğrencilerine staj imkanları sunmaktadır ve bu stajlar esnasında öğrenciler AB’den hibe alma fırsatına sahip olabilmektedirler.

Macaristan’ın büyülü başkenti’nde kaliteli bir eğitim alarak İngiltere diplomasına sahip olabileceğiniz International Business School,Avrupa’da adını duyurmuş bir İşletme okuludur,sizde böyle bir büyülü şehirde kaliteli eğitim ve dünyada geçerli bir diplomaya sahip olmak istemez misiniz?

Avrupa Kültür Başkenti olan şirin bir şehir ‘Pecs’

2010 yılında Avrupa Kültür Başkentleri arasında seçilen bu şirin şehir yaklaşık 150.000’lik nüfusu ile öğrencilere huzur ve sahip olduğu üniversite ile kaliteli bir eğitim fırsatı sunmaktadır. Başkent Budapeşte’ye 2 saat mesafede yer alan Pecs şehri’ne otobüs ve tren ile kolayca ulaşım sağlanmaktadır. Pecs şehrine girdiğiniz andan itibaren şehrin her yerinde Osmanlı’dan kalıntılar görebilmekteyiz. Pecs şehrinde ana ulaşım bisiklet olup hemen hemen bütün öğrenciler bisiklet kullanmaktadır.

Pecs şehri’nde yer alan ve Avrupa’nın en eski üniversitelerinden biri olan 1367 yılında kurulmuş Pecs Üniversitesi 23.000 civarında öğrenciye sahip olup, bunun yaklaşık 3.000’i 60 farklı ülkeden gelen uluslararası öğrencilerdir, bunun yanı sıra 27 farklı ülkeden 250 Erasmus öğrencisine sahiptir. Toplamda 10 fakültesi bulunan bu üniversitenin bünyesinde 3 farklı yurt imkanı ile öğrencilerine uygun ve kullanışlı konaklama imkanı sunar.

Pecs Üniversitesi’nin sağlık bölümlerinin yanı sıra, Fizik, Kimya ve Biyoloji labaratuarları ile öğrencilerine sunduğu imkanlar yadsınmayacak doğrultuda üst düzeydedir. Aynı doğrultuda sunduğu bazı sözel bölümlerde ise özel programlar olup öğrencilerine sunduğu çift diploma avantajları bulunmaktadır.

Pecs Üniversitesi’ni neden seçmeliyiz? 40 uluslararası program, kaliteli eğitim ve AB diploması, uygun eğitim ve yaşam maliyeti, güvenli yaşam olarak belirtebilirim.

Siz de kaliteli eğitim ve uygun yaşam maliyeti olan bir şehirde eğitim almak isterseniz, Pecs Üniversitesi doğru bir tercih olacaktır.

Yeşilin her rengini görebileceğiniz bir yer ‘Debrecen’

Başkent Budapeşte’nin doğusunda kalan Macaristan’ın 2. büyük şehri Debrecen, Budapeşte’ye tren ile yaklaşık 2.5 saat mesafededir. Budapeşte’de yer alan tren istasyonlarından biri ülke içi, diğeri ise diğer ülkelere yolculuk yapanların kullandığı istasyonlardır. Ülke içerisinde tren kullanmak isteyenler Nyugati Palyaudvar istasyonundan Macaristan’ın her yerine gidebilmektedirler. Macaristan para birimi olarak hala Euro’ya geçmeyen ülkelerden biri olup, kendi para birimi olan Forint’i kullanmaktadır ve Budapeşte-Debrecen arası tren yaklaşık 15€ (4500 Forint) olarak belirtebilirim.

Macaristan’ın en kaliteli üniversiteleri arasında yer alan Debrecen Üniversitesi, 1538 yılında kurulmuş olup yaklaşık 30.000 öğrenciye sahiptir. Okulun uluslararası öğrenciler tarafından en popüler bölümleri sağlık bölümleri olup, uluslararası öğrencilerin çoğunluğunu İsrail, İran, Norveç, Nijerya’dan gelen öğrenciler oluşturmaktadır. Toplamda 4 kampüse sahip olan Debrecen Üniversitesi’nin, Tıp Fakültesi’nin bulunduğu kampüs içerisinde 2 adet kütüphane ve botanik bahçesi de yer almaktadır. Mühendislik alanında da öğrencilerine sunduğu çalışma alanları ile, uluslararası öğrenciler tarafından ön planda tutulan bir araştırma üniversitesi olarak belirtebilirim.

Şehir ortasından geçen 2 adet tramway hattı şehrin hemen hemen her yerine öğrencilerin ulaşımını çok kolaylaştırmaktadır. Şehirdeki bütün restorantlar öğrenciye endeskli olup açılış-kapanış saatleri öğrencilere göre ayarlanmaktadır. Ayrıca Debrecen şehir merkezinde 2 tane de Türk ürünleri satan market bulunmaktadır.

Eğitim odaklı olarak öğrencilerine sunduğu fırsatları ve kaliteli eğitimi ile Debrecen Üniversitesi’nde siz de eğitim alabilirsiniz.

Caner Okutan
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 115
E-Posta: caner.okutan@unitedtowers.com

.. Amerika’nın bana hoş geldin deme şekliydi. İşte buyuz demek kısaca ..

.. Amerika’nın bana hoş geldin deme şekliydi. İşte buyuz demek kısaca ..

Amerika..

Büyük, uzak ama bir o kadar samimi; sahip çıkan ama bir yandan da yalnız koyan. Birçok şey yazılabilir bu her şeyi devasa boyutta yaşayan ülke için. Uçağa biner binmez beni neyin beklediğini birkaç saat unutup neler yaşayabileceğim konusunda heyecanlanmaya çalıştım. Tıpkı öğrencilerime söylediğim gibi..

Amerika’ya adımımı Washington D.C. ile attım. Dulles Havaalanı ve dışarıda parlayan güneş ancak bir yandan hafif pus Amerika’nın bana hoş geldin deme şekliydi. İşte buyuz demek kısaca.. Washington D.C..

Washington D.C. birçok kamu binasına ev sahipliği yapıyor. Politika anlamında Amerika’nın kalbinin attığı en önemli yerlerden biri. Yalnız şöyle de bir şey var ki kendinizi hiç yabancı hissetmiyorsunuz bu kadar siyasetin, resmiyetin içinde. Hatta gizliden güzel geliyor bu şehir size. Resmi çiçeğinin ‘American Beauty Rose’ olması açıklıyor bunu aslında…Mottosu ise ‘Justice for All’..Amerika eşitlikler, özgürlükler, medeniyetler ülkesi diyoruz ya bu şehirden başlıyoruz aslında Amerika’nın her köşesinde bunu deneyimlemeye..

D.C.’de müzeler, hayvanat bahçeleri ücretsiz. Yeter ki ziyaret edin bizi diyorlar. Gezimizin ilk durağı ise ELS Washington D.C. dil okulu. Küçük, samimi bir okul. Tabii Merkez Müdürü Juan’ın bunda etkisi çok büyük. Bir baba gibi adeta..Bütün öğrencileri çocukları gibi seviyor. Onlarla aktivitelere katılıyor, onları fotoğraflıyor, vs.D.C.’de yaşam biraz pahalıdır diyecek kadar da dürüstJ

Okul, şehir merkezine toplu taşıma ile 15 dk. 10 sınıfı var ve hiç Türk yok. En güzel özelliklerden biri; lokasyonun elit bir öğrenci semti olan Georgetown’a yakın olması. Georgetown Cupcake çok meşhur. Yaz, kış sıra oluyor. Amerika’nın kalbinde butik eğitimin ayrıcalığını yaşamak isteyen öğrenciler için ideal bir lokasyon.

Bir sonraki durağımız Fredericksburg oluyor. D.C.’ye ve Virginia başkenti Richmond’a arabayla yaklaşık 1 saat mesafede. El değmemiş güzellikte tarihi ve elit bir kasaba.Fredericksburg; Virginia’nın en gözde tatil noktalarından biri seçilmiş, özellikle haftasonu kaçamakları için..Şehrin büyük bölümünü parklar ve bahçeler oluşturuyor. Sakin, huzurlu, eğitimine odaklanmak isteyenler için ideal.

ELS Fredericksburg, University of Mary Washington kampüsünde yer alıyor. Kampüs güzel. Fitness salonu, yüzme havuzu gibi birçok olanağa sahip.Öğrenciler kampüste konaklayabiliyor, aile yanında ise çoğunlukla aileler okula getirip götürüyor. Forbes tarafından güneyin en iyi 8. Üniversitesi olarak oylanmış. 7 sınıflı bu okul tıpkı D.C. gibi butik tarzda bir eğitim isteyenler için ideal.

Derken kendimizi Chicago’da buluyoruz. Chicago; D.C. ve Virginia’ya göre daha çok tercih ediliyor öğrenciler tarafından ve daha çok biliniyor. Bunda tabi özellikle kültür sanat alanında öne çıkan bir şehir olan Chicago’nun diğer şehirlere göre daha büyük olması ve uluslararası öğrencilere sosyal yaşam olarak da birçok fırsat sunması önemli. Amerika’nın 3. en büyük şehri..Şehir, evet büyük ama bir o kadar da her şey ayağınızın altında. Toplu taşıma oldukça gelişmiş. Buradaki öğrencilerle görüştüğümüzde hemen anlayıveriyoruz aslında. Tıpkı kendi deyişleri gibi: ‘They are already locals..’ Sarıvermiş Chicago herkesi.

ELS Chicago, ELS grubunun en eski okullarından. Dominican University kampüsü içinde yer alıyor. Şehir merkezine toplu taşıma ile 20 dk. En güzel özelliği, yurtlarından birinin okul ile aynı binada olması. Okul hem TOEFL hem de IELTS test merkezi. Tıpkı Juan gibi Gretchen de bizi oldukça sıcak karşılıyor. Büyük bir kampüs olmasına rağmen birçok öğrenciyi ismiyle biliyor ve Türkiye’ye de ayrı bir sempatisi var.

Merkez Müdürü Gretchen, kendini eğitime adamış. Her gün, her hafta dopdolu. Sürekli bir workshop, bir fuar, bir etkinlik var okulda. Öğrencilerin ders dışında yararlanabilecekleri konuşmaya yönelik birçok aktivite mevcut. ELS’in ‘Conversation Partner’ olayı bu okulda tam anlamıyla işliyor. Gretchen, bunun yakın takipçilerinden..

Grecthen o kadar çok gülümsüyor ki yüzümüzde bir gülümsem ayrılıyoruz okuldan..Bu ‘Windy City’den..Evet Chicago rüzgarlı hafiften de soğuk. Kışını düşünmek bile istemiyoruz derken bu şehrin ne kadar gerçek ve samimi olduğunu hatırlamak içimizi ısıtıyor.

Chicago’dayız hala. Bir sonraki durağımız ELS Romeoville. Aslında Village of Romeoville olarak geçiyor. Chicago’nın güneyinde. Chicago merkeze ekspres trenle yaklaşık 40 dk mesafede yer alıyor. ELS’in yeni merkezlerinden. LEWIS üniversitesi kampüsünde yer alıyor. Henüz beş sınıfı var ama giderek büyüyecekmiş okul. Princeton Review’a göre ‘Best Midwestern College’ okul. Özellikle Havacılık programları öne çıkıyor.Okul ekibi oldukça heyecanlı. Dört gözle Türk öğrencileri bekliyorlar. Öğrenciler için 3 yurt planlamışlar. Aile yanı konaklamalarda ise tıpkı Fredericksburg’teki gibi aileler götürüp getirecekmiş.

Bir sonraki durağımız Wisconsin oluyor. Wisconsin; farklı dillerde ‘uzun nehir’, ‘yeşil alan’, ‘suların buluşma noktası’ demek. Eyalet bütün bu özellikleri üzerinde taşıyor. Tarım-hayvancılık, yeşil-doğa; Wisconsin denince öne çıkan noktalar. Mottoları ise ‘Forward’..bunu Milwaukee’ye gidince anlıyoruz. Eyaletin en büyük şehri olan Milwaukee özellikle turizm alanında oldukça ilerleme kaydetmiş. Washington Post Milwaukee’yi özellikle Chicago’da yaşayanlar için en iyi haftasonu kaçış noktası seçmiş. ‘City of Festivals’ seçilen şehir bence tam bir ‘typical America’. Avrupa’yı Amerika’da hisseder gibi oldum ben.

Durağımız ELS Milwaukee okulu. Marquette üniversitesinde yer alıyor. Kampüs neredeyse tüm şehri sarıyor. Öğrencilerin % 90’ı bisikletli. Yaşaması en kolay kampüslerden ELS’in. 16 sınıfla ELS’in en büyük okullarından ve çok talep görüyor. Michigan Gölü’ne 20 dk. Diğer okullardan ayrılan en önemli bir yanı da hocaların çok uzun yıllardan beri okulda çalışıyor olması. Yaş ortalaması biraz düşük olan okulda; öğrencilerin çoğu dil eğitimi sonrası Undergraduate programlara başlıyor.

Şehrin içinden nehir geçen özelliğiyle Cambridge’i andıran bu şehir turumuzu tamamlıyoruz yine bu şehirde doğmuş Harley Davidson’a bir selam çakarak.

Bir sonraki durağımız St Paul. Minnesota’nın başkenti. Bir fırtına karşılıyor bizi St Paul’de. Eylül’de bile bu kadar soğuk olan şehri kışın hiç düşünemiyorum. Şehir ‘Friendly Midwest’ olarak geçiyor. Amerika’nın doğa harikalarından. Temiz, sakin, huzurlu ama bir o kadar da modern. Amerika’nın en büyük alışveriş merkezi ‘The Mall of America’ya ev sahipliği yapıyor.

ELS okulu, University of St Thomas kampüsü içinde. St Paul ve Minneapolis olmak üzere iki kampüsü bulunuyor aslında. 11 sınıf var. Hem IELTS hem TOEFL test merkezi. US News’e göre national üniversitelerde 112.sırada.Kampüsten ayrılırken ilk hatırladığım şey havuzu alıyor. Centre Director o kadar çok övdü ki..

Ve evet Batı’ya geçme zamanı. Bir şair der ki: Live in California but leave before it makes you soft..:) Daha başka nasıl güzel açıklanırdı. Bir hava değişimi, bir rahatlık, bir daha da bir özgürlük..Ve birden her bir hücrenize dolan aşırı dozda mutluluk..:)

İlk durağımız Los Angeles. Söylenecek, yazılacak ne çok şey…Hollwood..Bir yandan muhteşem, bir yandan sıradan..Bir yandan parlar bir yandan saklar..Rock of Ages filmini hatırlıyorum birden. LA..Ne çok hayal kurdurur ne çok hayali kırarsın diyor filmin girişinde. LA’deyim ya iyice bir senaryoya kaptırıyorum kendimi.

ELS Hollywood’tayız. Los Angeles Film School içinde. Tek kelimeyle muhteşem bir okul. LA’ye çok yakışıyor.ELS’in yeni okullarından. 4 binası var. Şu anda 6 sınıfları var ama yakın zamanda 200-300 öğrenci hedefliyorlar. Şu anda iyi giden kayıtlar da buna ulaşabileceklerini gösteriyor.LAFS’de 2100 öğrenci var. Çok sayıda atölye bulunuyor. ELS öğrencileri Film School’un birçok aktivitesinde olacakmış. Halihazırda 3 Türk öğrencisi olduğunda biraz şaşırmıyor değiliz.

Sırada Santa Monica var. Plaj, kum, güneş, huzur, güzel yemek. Birçok şey sıralanabilir bu güzel tatil kasabası için. Kasaba diyorum çünkü çok büyük değil. Özellikle yazın İngilizce ve tatili birleştirmek isteyen öğrenciler tercih ediyor.Türk öğrencilerin favori yerlerinden.

25 yıllık bir okul olan ELS Santa Monica, ELS’in en eski okullarından.İki binası toplamda 15 sınıfı bulunuyor. Daha büyük bir binaya taşınacaklarmış. Hem TOEFL hem IELTS test merkezi.

Biking City olarak anılan bu şirin kasabadan, birkaç plaj pozundan sonra ayrılıyoruz. Santa Monica’ya gelip poz vermeden olmazJ

Rotalar Thousand Oaks’a. Los Angeles’a 70, Santa Barbara’ya 90 km mesafede. Doğal güzellikler sahip Thousand Oaks ve Los Angeles’ın en güvenli bölgelerinden FBI’a göre.

ELS okulu, California Lutheran Univ. Kampüsü içinde. Okul aynı zamanda TOEFL test merkezi. CLU, bir araştırma üniversitesi. Kampüs, spor ve müzik aktivitelerinde oldukça önde. Dil okulunda ortalama yaş 18-20. Milwaukee gibi, özellikle undergraduate devam etmek isteyen öğrencilerin birinci tercihlerinden. US News’a göre Batı üniversiteleri arasında ilk 20’de. Geçen sene MBA Tour’un sponsoru olmuşlar. Thousand Oaks şehir merkezinden yürüyüş mesafesi olan bu kampüste Conversation Partnerın hakkını veriyoruz dedi Centre Director tıpkı Chicago gibi.

Son durağımız ELS Santa Barbara. Santa Monica’nın İspanyol versiyonu. 86000 nüfuslu kasaba ‘American Riviera’ olarak geçiyor. İlk film stüdyosunun Santa Barbara’da kurulmuş olduğu bilgisini alınca anlıyoruz aslında ‘inspiring’ olduğunu bölgenin.

ELS okulu, Santa Barbara Chamber of Commerce ile aynı binada. Öğrenci yurdu değil her şey yürüme mesafesinde. Yaşam giderlerinin biraz pahalı olduğunu vurgulamadan geçmiyorlar Santa Barbara’da.

Hem TOEFL hem IELTS test merkezi olan okulun Centre Director’u bütün öğrencilerle birebir ilgileniyor. Öyle ki Homestayler için bile müfredat hazırlıyorlar. Küçük bir okul olmalarına rağmen ‘Higly Academic’ olduklarını vurguluyorlar. Özel Student Academic Manualleri olduğunu öğreniyoruz.Conversation sınıflarını bazen Downtownda bir kafede yaptıklarını da söylüyor Centre Director.

Ve evet.. LA’deki otelimize geri dönüyoruz. Hayal kurmak için bir gecemiz daha oluyor. Işıklarıyla var olan bu Melekler Şehrinde güne uyanmak ayrı bir mutluluk yaratıyor. Ve ayrılma vakti.. California’dan gidilir tabi ama insanın biraz daha kalası geliyor. Before it makes you soft..’a daha çok vardı halbuki diyor süzülüyoruz havaalanına bu Amerika’nın en geniş karayollarından..

Hande Gedik
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 113
E-Posta: hande.gedik@unitedtowers.com

 

Yemyeşil Bir Doğa ve Mutlu İnsanlar = İrlanda

Yemyeşil Bir Doğa ve Mutlu İnsanlar = İrlanda

Gerçekten de duyulduğu ve bilindiği gibi yemyeşil bir ülke İrlanda. Ben Mart ayında orada bulunmama rağmen her yer yeşil ve ışıl ışıldı. İrlanda’da hava durumuyla ilgili bir konuşma başlatmak adeta bir adet. Çünkü gerçekten tahmin edilemez bir havası var, bu da her saat konuşacak farklı bir şeyin olması demek. Ben kış aylarında İrlanda’da bulunduğum için güneş, yağmur ve doluyu aynı gün içinde tecrübe etme imkânı buldum. Ama yağmur ve karın Türkiye’deki gibi olmadığını söyleyebilirim. Kar zaten çok alışkın oldukları bir şey değil, yağsa bile çok az yağıyor, tutması mümkün değil. Güneş varken kar ve yağmur yağması çok fazla ülkeye özgü olmasa gerek. Kesinlikle kapalı bir havası yok. Bulunduğum 1 hafta boyunca yağmur görmeme rağmen hiç kara bulut görmedim bile. Her zaman ışıl ışıldı. Yaz ve bahar aylarında çok daha inanılmaz olduğuna eminim.

Ziyaretimin büyük bir bölümünde İrlanda’nın en büyük şehri ve aynı zamanda başkenti olan Dublin şehrindeydim. Yalnız ikinci büyük şehir olan ve ülkenin bir diğer ucunda kalan Galway şehrini de ziyaret etme fırsatım oldu.

Öncelikle Dublin kesinlikle harika bir şehir. İstanbul gibi büyük şehirlerin yanında elbette küçük kalıyor ama bu bence Dublin’i daha da güzel kılıyor. Her şey birbirine yakın ve yürüyüş mesafesinde. İnsanlar toplu taşımadan çok yürümeyi ya da bisiklete binmeyi tercih ediyor. Çünkü araçların yolundan çok yayaların yoluna önem veriyorlar. Yani bir yerden araçla aynı yere varmak istediğinizde bu sizin 20 dakikanızı alacaksa yürüyerek 15 dakikanızı alabilir. Çünkü yollar dümdüz ve yürümek için oldukça elverişli.

Bisiklet kullanmak ise ikinci seçenek. Bisiklet kiralamak ya da satın almak oldukça ucuz. Hatta sokaklarda sürekli DublinBikes isimli bisiklet duraklarını görebilirsiniz. Bu duraklarda sürekli 15-20 bisiklet bulunuyor ve ilk 30 dakika alıp ücretsiz kullanmak mümkün. Saatlik kiralama sadece € 0.50, 3 günlük € 5 ve yıllık üyelik sadece € 20. Aldıktan sonra başka bir bisiklet istasyonuna da kullandığınız bisikleti bırakabilirsiniz. Her saatte müsait bir bisiklet bulabilmek de mümkün.

Diğer ulaşım seçeneği ise otobüs, tramvay ve tren ağları. Otobüs için duraklar oldukça sık. Bilet fiyatları ise gidilen yere göre değişiyor ama ortalama € 1.80. Şehir içindeki tramvay ağının ismi LUAS. Dublin Kuzey Dublin ve Güney Dublin olmak üzere genel olarak ikiye ayrılıyor. Her iki bölgede de Red Line ve Green Line isimli iki LUAS ağı bulunuyor. LUAS için 7 günlük limitsiz bilet € 18.50. Aylık almak isterseniz ise € 70. Aile yanları genellikle LUAS ağlarına yakın olduğu için bu tramvayları kullanırsanız en fazla 20-30 dakikada şehir merkezinde olabilirsiniz. Green Line LUAS’ın en son istasyonu St. Stephen’s Green ve bu da Trinity College’ın hemen yanında yani tam olarak merkezde. Tramvaylar kesinlikle kalabalık değil ve 5 dakikada bir geliyor. Tren ağı ise Dublin’deki daha uzak kısımlara seyahat için kullanılıyor, ismi DART. Aile yanı konaklamalar bu hatlar üzerinde olmayacaktır ama haftasonları ya da derslerden sonra Dublin’in diğer kısımlarını keşfetmek için mutlaka denemelisiniz.

Dublin’in en çok öne çıkan özelliği tartışmasız ki insanları. Hepsi oldukça sıcakkanlı ve yardımsever. Sürekli güleryüzlüler. Sokakta yürürken bile gülümsediklerini görüp ne kadar mutlu olduklarını hissedebilirsiniz. Yol konusunda her zaman yardımcı olmaya açıklar. Sizi sizden daha çok düşünüyorlar hatta bazen, yolu güvenle bulabileceğinizden emin olmak istiyorlar. Cafelerde, restoranlarda çalışan insanlar, taksi ve otobüs şoförleri başka bir ülkeden geldiyseniz ve özellikle o ülke Türkiye’yse özel bir ilgi duyuyorlar. Hepsi sürekli Türkleri ne kadar sevdiklerinden, İrlandalıların ve Türklerin birbirine aslında ne kadar çok benzediklerinden, Türklerin ne kadar eğlenceli ve arkadaş canlısı olduklarından bahsediyor. Çoğu genellikle daha önce Türkiye’yi ziyaret etmiş ya da etmeyi düşünüyor. İrlanda’dan birileriyle tanışırsanız –ki mutlaka tanışacaksınız, çünkü yeni kültürlere oldukça açık ve ilgililer- sizi Türkiye’de ziyaret etmekten oldukça keyif alacaklardır.

Sosyal yaşam olarak Dublin oldukça hareketli. Her yer çok güzel cafe ve restoranlarla dolu. Amerika ve İngiltere ile kıyaslayınca yaşam masrafı olarak çok daha uygun. Para biriminin Euro olduğunu da unutmamak lazım. Cafe olarak en yaygını Starbucks, Costa ve Insomnia. Costa ve Insomnia aynı Starbucks gibi kahve dükkanları. Ama öğle yemeği için sandviç, salata gibi çok daha fazla seçenek sunuyorlar. Fiyatlar ise € 3-5 arasında. Kahveler ise € 2-3. Öğrencilerin en çok tercih ettikleri yerlerse Subway ya da diğer sandviç dükkanları.  Çok lezzetli sandviç ve içecek menülerini € 3’a bulmak mümkün. Bunlar dışında fast food olarak da McDonalds ve Burger King de oldukça yaygın. Çok şık bir restoranda özel bir yemek yemek isterseniz başlangıç, ana yemek, tatlı ve içecek şeklinde € 25 civarında olacaktır. Bu da İstanbul gibi yerlerle kıyaslayınca oldukça uygun. Hatta çoğunun İstanbul’dakilerden daha güzel olduğunu söyleyebilirim. Gece hayatı olarak da Dublin en ünlü caddesi Temple Bar ve diğer ünlü sokakları ile öne çıkıyor. Canlı müzik oldukça yaygın. Geleneksel Irish Publarda çok güzel vakit geçirebilir ve İrlanda’nın en ünlü ve en eski birası Guinness’i deneme imkanı bulabilirsiniz.

Dublin’de her zaman yapacak bir şey olduğunu söyleyebilirim. Eğer 4-8 hafta gibi kısa bir süre için gidiyorsanız şehirdeki tüm müzeleri gezme imkanı bulamayabilirsiniz bile. Gezilecek ve görülecek çok fazla şey var. Fotoğraf çekmeyi de seviyorsanız İrlanda, bulundurduğu Georgian tarzdaki binalar sayesinde oldukça ilgi çekici olacaktır. İrlanda’ya gidiyorsanız mutlaka görmeniz gereken yerler ise Guinness Storehouse, Trinity College Library, Book of Kells, Temple Bar, Grafton Street, Phoenix Park, Dublin Zoo, National Museum of Ireland, Fitzwilliam Square gibi yerler. Zamanınız varsa bundan çok daha fazlası olduğunu da göreceksiniz.

Dublin oldukça güvenli. Gündüz, akşam, gece günün hiçbir diliminde güvenliğinizi tehdit edecek bir şeye rastlamadım. Konuştuğum öğrenciler de herhangi bir problemle karşılaşmadıklarını söyledi. Geç saat olsa dahi sokakta rahatça yürüyebilir ve toplu taşımayı kullanabilirsiniz. Herkesin ne kadar kendi halinde ve saygılı olduğunu göreceksiniz. Aile yanı konaklamalarda ise memnuniyet oranı oldukça yüksek. Çoğu öğrenci ailesiyle arasının çok iyi olduğunu ve özellikle Türk kültürünü tanımaya oldukça meraklı olduklarını söyledi. Bütün aileler tüm İrlandalılar gibi konuşmaya oldukça açık. Pratik imkanı arıyorsanız aile yanı ilk tercihiniz olmalı. Çünkü İrlanda’yı tanıtmanın dışında sizi tanımaya da çok hevesliler. Bu da tek taraflı değil, çift taraflı bir pratik deneyimi olacak.

İrlanda’nın ikinci büyük şehri ise Galway. Galway elbette Dublin kadar büyük bir yer değil fakat İrlanda’nın kültür başkenti olarak biliniyor. Çünkü sene boyunca ama özellikle yazın oldukça fazla sayıda festivale ev sahipliği yapıyor. Turist sayısı da yazın oldukça artıyormuş. Uzun dönem gidenler ve çalışma iznine sahip olan öğrenciler için tüm sene boyunca iş olanakları mevcut ama özellikle yazın artan turist sayısı nedeniyle cafe, restoran gibi yerler fazladan çalışana ihtiyaç duyuyor.  Şehir merkezinde ünlü bir meydanı ve İstiklal Caddesine benzer bir caddesi var. Gece hayatı ise oldukça ünlü Galway’de. Şehir, okyanusun hemen yanında bulunuyor. Yürümek için çok uzun bir sahili var. İklim olarak da Dublin’den daha sıcak ve ılıman. Yaşam ve konaklama masrafı yönünden de Dublin’den daha uygun. Arabaya ve otobüse ihtiyaç duymuyorlar ama elbette her yere ulaşımı sağlayan otobüsler de mevcut. Dublin’le arası sadece 2,5 saat ve gidiş-dönüş bilet fiyatları € 23. Galway halkı sürekli Dublin’in ne kadar karmaşık ve insanlarının sürekli acelesi olduğundan bahsediyor. Galway’de ise insanların sokakta yürürken birbirlerini tanımasa dahi selam verdiklerini söylüyorlar. İnsanlar sürekli konuşmaya açık ve uluslararası öğrencileri çok seviyorlar.

Son olarak giderken aklımda İrlandalıların farklı bir aksana sahip olup olmadığı, anlarken zorluk çekip çekmeyeceğim konusunda endişelerim vardı. Gidince bunun kesinlikle böyle olmadığını gördüm. Bence Amerika ve İngiltere aksanı arasında bir aksana sahipler. Oldukça anlaşılır ve net. Ben Dublin’de sadece birkaç kişiyle karşılaştım bu şekilde ama İrlanda’nın Cork gibi ya da daha küçük şehirlerinde oturanlarda farklı aksanlara rastlanabiliyor. Ama bu aynı İngiltere’de Manchester ve Brighton’da ya da Amerika’da New York ve Alabama’da farklı aksanlarla karşılaşılması gibi. Anlama konusunda sıkıntı yaratacak türden bir farklılık olduğunu düşünmüyorum. Seviyem çok iyi değil, ben zorlanabilirim derseniz ise içiniz rahat olsun çünkü tekrarlama konusunda hiçbir problemleri yok. Hata yapmaktan korkmayın ve tekrar tekrar sormaktan çekinmeyin yeter. Onlar yardımcı olmaktan her zaman mutluluk duyacaklardır.

Benim İrlanda hakkındaki izlenimlerim bu yönde oldu. İrlanda’ya, Dublin’e, Galway’e ve insanlarına bayıldım. Dil eğitiminizi İrlanda’da almayı düşünürseniz bir kez daha düşünün çünkü bu ülkeye veda etmesi gerçekten zor olacak. :)

Selin Tanrıkulu
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 118
E-Posta: selin.tanrikulu@unitedtowers.com

Ref.: http://www.irlandaegitim.com/yemyesil-bir-doga-ve-mutlu-insanlar-irlanda/

Kalbim Torquay’de kaldı…

Kalbim Torquay’de kaldı…

Kalbim Torquay’de kaldı…

Sonbaharın en güzel günlerini yaşıyoruz. Doğa bize o güzel kabuğundan sıyrılıp başka bir yüzünü gösteredursun; ben, her gittiğimde başka bir yüzünü keşfettiğim İngiltere gezimin notlarını paylaşmak istiyorum sizinle. Siz öğrencilerimize daha iyi ve detaylı bilgi vermek amacıyla yurtdışı okullarımızı yerinde ziyaret ediyoruz. Keyifli okumalar diliyorum…

İngiltere’ye İngilizce’nin anavatanı diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz. İngilizce’yi öğrenmek için seçilebilecek en güzel ülkelerden birisi aslında. Ülkedeki çok sayıda dil okulu da bunun en büyük göstergesi. Havaalanına iner inmez anlıyorsunuz bu tarih kokan ülkenin size hayal ettiğinizden bile fazlasını sunacağını ve geri dönmek için uzunca bir süre düşünmeniz gerektiğini. Bir taksi, bir otobüs hiç fark etmez. Varacağınız yere kadarki yolculuğunuzda sizi saran puslu hava ile birlikte hazırlanmaya başlıyorsunuz bu güzel maceraya..

Tarihi dokusuyla birlikte; bir sakinlik bir dinginlik karşılıyor sizi İngiltere’de. Seneler önce kurulmuş düzenin izlerini görebiliyorsunuz. Öyle düzenli, öyle sistematik ki kaybolmanız içten bile değil. Medeniyet kelimesinin gerçek anlamı burada çıkıyor ortaya sanki. Sakin, asil, mesafeli ama gizliden sıcak İngilizler. Sorduğunuz hiçbir soru karşılıksız kalmıyor.

İngiltere’de ziyaret ettiğim okullar; the English Network (TEN) okulları. İngiltere’nin bağımsız, en prestijli ve eğitim anlamında en kaliteli 10 okulundan oluşuyor bu Network. Sadece ve sadece İngilizce eğitimini amaçlayan ve butik yaklaşıma önem veren profesyonel okullar topluluğu diyebiliriz. 2010’da kurulmuş bu Network’un üye okul sahiplerinin ve hocalarının mesleklerine olan aşkları ve her alanda birbirlerini destekleyerek endüstriye katkıda bulunma çabaları, ziyaret ettiğim her okulun köşesinde hissediliyordu ve oldukça heyecan vericiydi.

Gezimizin ilk durağı Cambridge Academy of English. Cambridge..bir diğer deyişle ‘inspirational city-ilham veren şehir’. Yeşiller şehri. Ne çok büyük ne de çok küçük. Tam bir öğrenci şehri. Akademik çalışmalarınıza yoğunlaşabileceğiniz çok güzel bir lokasyon.Hemen hemen her yere yürüyerek gidebileceğiniz bu şehirde bisikletler çok yaygın. 100 kişiden 80’i bisikletli.O yüzden pek trafiğe, eksoz kokusuna rastlamıyorsunuz.

Cambridge Academy of English’in, Cambridge’in akademik anlamda en iyi okullarından biri olduğunu söyleyebilirim. Okul, Cambridge şehir merkezine 15-20 dk otobüs mesafesinde sakin bir bölgede. Okul kurucuları, bu sakin bölgede bir okul planlayarak adeta bir kampüs havası yaratmaya çalışmışlar. CAE, aynı zamanda Cambridge’in bu bölgesindeki tek okul; en güzel özelliği de aile yanı konaklamaların çoğunun okula yürüyüş mesafesinde olması. 8 sınıflı bu samimi okulda genelde sınıflar 10 kişilik ve en önemli özelliği uluslararası öğrenci dengesinin çok güzel ayarlanması. Okul, amacı gerçekten İngilizce öğrenmek olan öğrenciler için çok ideal. Aile atmosferi ile karşılaştığınız CAE; spor alanlarına, fitness merkezlerine çok yakın. Hatta fitness merkezine yazılmak istediğinizde indirimli fiyatlardan faydalanabiliyorsunuz.  Ücretsiz konuşma seanslarının sunulduğu okul aynı zamanda ‘Executive’ler için de çok uygun. Executiveler için mottoları: ‘English with Confidence’…

Cambridge’ten rotamızı Londra’ya çeviriyoruz. Okulumuz Excel English. Okul, Londra’da olmasına rağmen, Londra’nın keşmekeşinden uzak sakin bir bölgede.  Bölgenin ismi ise Muswell Hill, Zone 3’te kalıyor. Muswell Hill, Sundey Times’a göre ‘Top 5 Places to Live in London’ arasında başlarda geliyor.Londra’nın merkezine 25-30 dk mesafede toplu taşıma ile. Hem Londra’da hem değil gibisiniz hissine kapılıyorsunuz. Kafe, restoran, marketiyle başlı başına bir yaşam alanına sahip Muswell Hill ve Londra merkeze göre yaşam giderleri daha düşük.

Görülmeye değer bahçesinin de ayrı bir yaşam alanı kattığı bu okulda, 8 sınıf var ve sınıflar yaklaşık 12 kişilik. Genelde Avrupalı öğrencilerin bulunduğu Excel English; 2013 yılında El Gazette tarafından ‘Centre of Excellence’ seçilmiş. Birçok sınıfından ve bilgisayar laboratuarından huzur verici bahçesini görebileceğiniz bu okul yürüyüş mesafesinde yurt konaklamalara da sahip. En büyük avantajlarından biri de hem Londra’da olup hem de oldukça az Türk oranına sahip olması.

Londra’dan ayrılmadan bir diğer durağımız Wimbledon School of English’de alıyoruz soluğu. Londra’nın kuzeyinden güneyine yolculuk bizimkisi. Yalnız, şöyle bir gerçek var ki: kuzeyden güneye Londra’nın keşfetmekle bitmeyeceği..

Wimbledon School of English, Londra’nın en elit bölgelerinden Wimbledon’da. Tenis turnuvalarından hepimiz aşinayızdır Wimbledon’a. Yalnız, Wimbledon, tenis turnuvasından da fazlasını sunuyor öğrencilere. Katolik nüfusun çoğunlukta olduğu Wimbledon, Muswell Hill gibi başlı başına bir merkez aslında. Restoran, kafe, alışveriş merkezi, toplu taşıma istasyonları, birçoğu ayağınızın altında neredeyse Londra merkeze inmenize gerek kalmıyor.

Wimbledon School of English, böylesi bir tarih ve gelenekselliğin içinde modern yapısıyla karşılıyor öğrencileri. Girişten o kadar da büyük görünmeyen okul, içine girdikçe ve gezdikçe şaşırtıyor ve modern mobilyaları ve son teknolojileri ile İngilizce’yi öğrenmeyi keyifli hale getirdiğinin altını çiziyor.

Okul; tube, tren, otobüs tüm toplu taşıma istasyonlarına 5 dk yürüyüş mesafesinde. Londra merkezine toplu taşıma ile 25-30 dk’da ulaşabiliyorsunuz.  25 sınıfı ile Londra’nın en büyük okullarından Wimbledon School of English. Yaz döneminde yaklaşık 400 öğrenciye kadar ulaşıyorlar. Okulun top 5’inde ise: İsviçre, Japonya, Güney Kore, İtalya ve Tayvan var.

Wimbledon School of English’in en önemli özelliklerinden biri ise akademik anlamda oldukça güçlü olmaları. IELTS ve Cambridge sınavlarının bir bölümünün yapıldığı bu okulda hocaların çoğu ‘IELTS Examiner’. Teacher Training, Business English, English & Culture, English for Medicine, International Legal English, English for Aviation ise iddialı oldukları alanlar.

Londra’ya veda etmek zor ama İngiltere’nin güneyi bizi bekliyor. Şehir hayatından sonra biraz güneş biraz plaj havası iyi gelecek diye düşünürken; Eastbourne’de fırtına, yağmur, pus ve soğuk bizi karşılıyor. O zaman işte diyoruz ‘that’s the UK’. İngiltere’de havaya asla güven olmaz.

Eastbourne, yaklaşık 100.000 kişilik klasik bir sahil kasabası. Birçok yere yürüyerek gidebileceğiniz bu şehir; İngiltere’nin popüler merkezlerine de yakın mesafelerde. Hızlı trenle; Londra’ya 90, Brighton’a ise 30 dk mesafede bulunuyor.

Eastbourne’daki okulumuz Eastbourne School of English. 1936 yılında kurulmuş olan bu okul, İngiltere’nin en eski okullarından. 2 binada eğitim veren okul, Eastbourne’ün en gösterişli okullarından. Toplamda 22 sınıfa sahip. Bilgisayar ve etüt odası, küçük bir kütüphane gibi öğrencinin ihtiyaç duyabileceği birçok olanağa sahip. Çoğu hocası IELTS, Cambridge ve Trinity Examiner olan okulu, Eastbourne’daki diğer okullardan ayıran en önemli özelliklerden biri de sosyal aktiviteleri. Böylesi küçük bir kasabayı zevkli ve keyifli bir hale getirmek için oldukça emek harcıyor Sosyal Aktiviteler Ekibi.

Yolculuğumuz devam ediyor Brighton’a doğru. Brighton, Eastbourne’a çok yakın. Hızlı trenle 90 dk. Böylelikle yazın Eastbourne’ü ya da Brighton’u hem İngilizce hem de tatil için tercih eden öğrenciler her iki şehri kolaylıkla ziyaret edebiliyor.

Brighton…Duyduğunuzda içinizi bir tanıdıklık hissi, bir farkındalık kapladığını hisseder gibiyim. Evet, sadece Türk öğrencilerin değil birçok ulustan öğrencinin gözdesi Brighton. ‘London-by-sea’ olarak da bilinen Brighton, 250.000 nüfuslu bir şehir ve turizm, IT, konferans alanları, havacılık ve güzel sanatlar gibi alanlarla ön plana çıkıyor. Hızlı trenle, Londra’ya yaklaşık 50 dk mesafede olması ise öğrencileri bu güzel şehre çeken bir diğer etken.

Durağımız, ELC Brighton, 1962 yılında kurulmuş; İngiltere’nin en köklü okullarından. Plaja 20, şehir merkezine ise 15 dk yürüyüş mesafesinde. 3 binası ve 22 sınıfı ile Brighton’un en büyük okullarından. Büyük bir etüt odası ve bilgisayar laboratuarına sahip. Yine oldukça büyük öğrenci alanları, mutfağı, vs gibi özellikleriyle Brighton’daki diğer okullardan ayrılıyor. Executiveler için tamamı ile ayrı bir merkez inşa etmişler. Bu merkezde her şey, Executivelerin her ihtiyacı düşünülerek hazırlanmış.

Diğer tüm okullarda olduğu gibi ELC Brighton’ın da birçok hocası IELTS, Cambridge ve Trinity examiner. İş İngilizcesi hocaları da dahil olmak üzere. Teacher Training kursları ise ELC’i Brighton’daki diğer okullardan ayıran bir özellik olabilir. Bu konuda oldukça iddialılar. 2013 yılında 300 öğretmeni eğitmişler.

Sonbahardaki plaj havasını içimize çeke çeke Bournemouth’a yol alıyoruz. Bournemouth, İngiltere’nin güneydoğusunun en güzel üniversite şehirlerinden biri olarak biliniyor. 10 km uzunluğundaki plajı, ‘European flag’e sahip. Aynı zamanda turistik de bir lokasyon olan Bournemouth, yaklaşık 165000 nüfusa sahip. İngiltere’nin en büyük konferans salonuna da ev sahipliği yapıyor.

Güneşle beraber bizi karşılayan okulumuz BEET Bournemouth. Diğer tüm TEN NETWORK okulları gibi oldukça köklü bir okul. Merkeze nazaran, Bournemouth’un sakin bir bölgesinde yer alıyor. Yaklaşık 20 sınıfı ile Bournemouth’un en büyük okullarından. Maksimum 200 öğrenciye ulaşıyorlar. Tüm sınıfları interaktif tahtalı olan okulda 34 bilgisayarlı da bir bilgisayar odası bulunuyor.

BEET Bournemouth’u diğer okullardan ayıran özelliklerin başında; sakin bir bölgede olmasından dolayı aile yanı konaklamaların çoğunun yürüyüş mesafesinde olması geliyor. Bir diğer özellik ise, ITTC ile birlikte İngiltere’nin en köklü Teacher Training kurslarına sahip olmaları. Teacher Training’te ders alan öğretmenler, BEET Bournemouth’un öğrencilerine ücretsiz ders de veriyor. Bu da öğrenciler için oldukça avantajlı oluyor.

Bir sonraki durağımız Portsmouth, okulumuz ise LSI Portsmouth dil okulu. Portsmouth, 800 yıllık bir denizcilik tarihine sahip bir liman kenti. Bu özelliği ile birçok turiste de ev sahipliği yapıyor. Charles Dickens, Jane Austen; Portsmouth denilince akla gelen ilk isimler. Aynı zamanda, İngiltere’nin tek ada şehri olan Portsmouth, yaklaşık 200.000 nüfusa sahip ve 200.000’in yaklaşık 20.000’i de öğrenci.

LSI Portsmouth okulu, Portsmouth şehir merkezinde ve deniz kıyısına 5-10 dk yürüyüş mesafesinde yer alıyor. 8 katlı bir binada yer alan okul, 55 sınıfı ile oldukça büyük. Okul aynı zamanda IELTS test merkezi. Öğrenciler resmi IELTS sınavına bu okulda girebiliyor. Hatta IELSTS Hazırlık direktörünün yazmış olduğu bir IELTS Hazırlık kitabı dünyanın birçok yerinde, okullarda okutuluyor.

Okul bu kadar büyük olmasına rağmen sahip olduğu aile atmosferi, öğrencileri en çok etkileyen taraflardan biri; tıpkı bizi de etkilediği gibi… Biliyorsunuz ki bir sorununuz, sıkıntınız olduğunda; kime danışırsanız danışın sizi güler yüzle karşılayacağından emin oluyorsunuz.

Okul, University of Portsmouth ile işbirliği yapıyor. University Union’un üyesi olabiliyor öğrenciler. Üniversitenin havuzu, gym’i gibi birçok tesisinden faydalanabiliyor ve İngiliz öğrencilerle arkadaşlık da kurabiliyorlar.

Avrupa ağırlıklı bir ‘nationality mix’e sahip olan okulda; bütün sınıflarda interaktif tahta bulunuyor. Ailelerin çoğu ise okula; 15-25 dk mesafede. Executive kurslarda da oldukça başarılı olan okul; Siemens, Lucoil, vs gibi şirketlerde çalışan Executivelere eğitim veriyor.

Böylesi sıcak insanların uğurlaması ile yönümüz Bristol’a çevriliyor. Tabii İngiltere’nin en meşhur lezzetlerinden ‘Sticky Toffee Pudding’in tadı damağımızda kalarak.

Ve sonra Bristol…İngilizce öğrenmek için tercih edilebilecek en güzel lokasyonlardan. Batı Londra’dan 100 mil uzaklıkta olan Bristol; Batı İngiltere’nin kültür merkezi olarak anılıyor. 2014 yılında, ‘The Sunday Times’ tarafından İngiltere’nin yaşanabilecek en iyi 1 numaralı şehri olarak oylanan Bristol, 500.000 kişilik nüfusu ile İngiltere’nin en hareketli şehirlerinden aynı zamanda. Bu nüfusun 50.000’i öğrenciler oluşturuyor.

ELC Bristol; şehir merkezine 20-25 dk yürüyüş mesafesinde, Bristol’un sakin bölgelerinden Clifton’da yer alıyor. Pembroke ve Abon House olmak üzere iki ayrı binada eğitim veriyorlar. Toplamda 17 sınıfa sahip okul maksimum 250 öğrenciye ulaşıyor.

TEN Network’ün bütün okullarında olduğu gibi ELC Bristol’da da sıcak bir tavırla karşılanıyorsunuz. ELC Bristol tam bir aile okulu aslında. Okul sahibi eşiyle birlikte birçok öğrenciye eğitim veriyor bu güzel ve samimi okulda.

Aile yanı konaklamaların % 90’ının yürüyüş mesafesinde olduğu okulda; hocalar oldukça deneyimli. Küçük bir kampüs havasına sahip okul; Sınav Hazırlık kurslarında oldukça başarılı. Diğer okullardan ayıran en önemli özelliklerinden biri de Afternoon Options’da  İş İngilizcesi, Akademik İngilizce, vb gibi birçok seçenek sunuyor olmaları. Bir diğer belki de en önemli özellik tıpkı LSI Portsmouth gibi University of Bristol ile partner olmaları ve öğrencilerin yine University Union’dan faydalanabilmeleri.

Rotamızda Torquay var. Yazıma ‘Kalbim Torquay’de kaldı..’ diye başlıyorum çünkü Torquay; mistik havası ve sessiz derinliği ile İngiltere’nin en merak edilesi şehirlerinden. ‘Quality of Life’ olarak anılıyor. Agatha Christie ise Torquay denilince akla ilk gelen isimlerden. Londra’dan direkt trenle yaklaşık 3 saat mesafede olan bu keyifli şehirde; çoğu yere yürüyerek gidebilir, toplu taşımaya neredeyse para ödemeyerek yaşam masraflarınızı uygun hale getirebiliyorsunuz.

Bu sakin şehrin çok güzel bir bölgesinde yer alan Torquay International School; şehir merkezine yürüyüş mesafesinde. Büyük bir bahçesi, voleybol kortu ve ferah sınıfları olan 20 sınıflık bu samimi okulda; İngilizce’yi keyifli bir ortamda öğrenmenin tadını çıkarıyor öğrenciler.

Torquay International School’da; ailelerin % 90’ı okula yürüyüş mesafesinde. Torquay International School’u diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerin başında yetişkinlere ayrı program sunmaları geliyor. Okul, özellikle 30 yaş ve üzeri için çok ideal. Business English alanında öne çıkan okul, çok farklı alanlarda uzmanlık sahibi hocalara sahip.Yoğun İngilizce programını seçtiğinizde ise öğleden sonralarınız için çok fazla alternatif bulunuyor. IELTS, Business English gibi klasik seçmelilerle birlikte Literature, Music & Song, British Culture gibi seçmeli spesifik dersleri yine okulu diğer ayıran özelliklerin başında geliyor.

Güneyin havasını yeterince soluduktan sonra gezimizin son durağı Chester’a doğru yola çıkıyoruz. Kuzeyin Chester’ı. Kapalı bir hava, rüzgar, yağmur beklerken son derece sıcak ve güneşli bir hava ile gezimizi sürpriz bir şekilde noktalıyoruz. Chester; siyah beyaz evleri, tarihi park ve bahçeleri ile tam bir ‘typical English’.120.000 nüfusa sahip şehir aynı zamanda bir üniversite şehri. Öğrencilerin yanı sıra her yık yaklaşık 8 milyon turisti de çekiyor. Manchester’a ve Liverpool’a olan yakınlığı da yine Chester’ı öğrenciler için cazip hale getiren nedenlerden. Manchester Havaalanından direkt otobüsle yaklaşık 1 saatte ulaşabiliyorsunuz Chester’a.

1976 yılında kurulan okul, İngiltere’nin en köklü okullarından. Şehir merkezine yürüyüş mesafesinde yer alan okul iki binasında toplam 18 sınıfa sahip. English in Chester, akademik kalitesi ve İngilizce eğitimini ciddiye alması ile ön plana çıkıyor. Eğer niyetiniz gerçekten İngilizce öğrenmekse ve tipik bir İngiliz kentinde eğitim almaksa aklınıza gelen ilk şehirlerden biri Chester, okullardan biri ise English in Chester olmalı. Okuldaki tüm hocalar DELTA sertifikasına sahip. Diğer tüm English Network okullarında olduğu gibi bu okulda çok sayıda seçmeli ders alabilirsiniz. Genel İngilizce programı oldukça yoğun. Aile yanı konaklamaların çoğu maksimum 35 dk yürüyüş mesafesinde, daha yakın mesafelerde ise yurtları bulunuyor. Okul, El Gazette tarafından son zamanların ‘Centre of Excellence’ı seçilmiş.

Biraz daha bu güzel şehri turladıktan sonra vedalaşma kısmına geliyoruz okulun öğrenci salonunda. Herkesi bir hüzün basıyor vedalaşırken. Bu kadar kısa bir sürede birçok şeyini paylaşan gruptaki bizler; böylesi seçkin okullardan oluşan bir geziye katıldığımız için mutluluk duyarak çok sayıda güzel hatırayla uçaklarımızı ya da trenlerimizi yakalamak için yola çıkıyoruz. Ve tüm TEN okullarına bizi bu kadar güzel ağırladıkları için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ve aklımda ‘Sticky Toffe Pudding’ kalbimde ise Torquay ayrılıyorum Manchester Havaalanından.

Maceranın geri kalanı ve detayları için sizleri, sıcak bir kahve eşliğinde ofisimize bekliyoruz..

Hande Gedik
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 113
E-Posta: hande.gedik@unitedtowers.com

Amerika’nın kalbinin attığı yer: Washington DC.

Amerika’nın kalbinin attığı yer: Washington DC.

Daha şehre ayak basar basmaz diğer eyaletlerden  farkını hissedebiliyorsunuz. İnsanların elit havaları, kültür kokuları ve de sıcakkanlı, samimi tavırları. 

İstanbul’a benzeyen hava şartları, Ankara’ya benzeyen diplomasi düzeni, Bursa’ya benzeyen yeşil çevresi ve İzmir’e benzeyen sıcak halkı. Evinizde gibisiniz…:) 

Washington DC’de kaldığım süre içinde birçok okul ziyaret etme fırsatı yakaladım. İlk ziyaretim NOVA yani Northern Virginia Community College’a oldu. Eyaletinin en büyük, Amerika’nın ise ikinci büyük koleji. 6 kampüsü 2 de ayrı öğrenim merkezi mevcut. Dolayısıyla bir günde gezmek mümkün olmuyor, tam 1 hafta sürdü NOVA’nın her yerini gezmem:) Kampüsler birbirine uzak değil ve en güzel yönü de bir kampüse bağlı kalmak zorunda değilsiniz. Bir dersi bir kampüste bir diğerini bir başkasında alabilirsiniz ya da bir ay bir kampüste 3 ay ayri bir kampüste öğrenim görebilirisiniz.  

Anandale Kampüs: NOVA’nın en kalabalık kampüsü, 23.000’i aşkın öğrenci bulunmakta. Tam 15 fakülte mevcut bu kampüste. NOVA’da bulunan programların birçoğunu bu kampüste bulabilirsiniz. Merkeze ortalama 20 dakika uzaklıkta yer almaktadır. 

Alexandria Kampüs: NOVA’nın en popüler kampüslerinden bir tanesi. 17.000’den fazla öğrencisi bulunmakta. Merkeze olan uzaklığı ortalama 10 dakikadır. Anandale ile birlikte bünyesinde en çok yabancı öğrenci bulunduran Alexandria, beni en etkileyen kampüs olmayı başarmıştır. 

Medical Education: Sertifika ve diploma programlarına katılabilen uluslararası öğrenciler için son teknoloji ile donatılmış eğitim ekipmanlarına sahiptir. Sayısız maket hasta, maket kollar (kan alma işlemini pratiğe dökebilmek adına) fizik terapi için plates topları, diş hekimi koltukları (sayısını hatırlamıyorum bile), laboratuvarlar, hastane yatak odaları, ilk yardımda nasıl mudahale edilebileceğini daha sağlıklı anlatnak maksadıyla okul binasında yer alan bir araba. Gercek araba, tekerlekleri çıkarılmış. Neden orada olduğunu sorduğumda: ” Trafik kazası vak’alarında nasil ilk yardımda bulunmamız gerektiğini anlatmak için getirdik” dediler, ziyadesiyle etkilendim çünkü bizim tıp fakültelerimizde bunun olduğunu düşünmüyorum..Springfield’de yer alan Medical Kampüs merkeze yaklaşık 20 dakika uzaklıktadır.  

Loudoun Kampüs: 8 fakülte binası, 2 serası, sanat galerisi ve 230 izleyicili tiyatrosu bulunmaktadır. Laboratuvarları, dil eğitim merkezleri ve şehir merkezine yakınlığıyla gözde olan kampüste 11.000’i aşkın öğrenci eğitim almaktadır.  

Manassas Kampüs: Sosyal olanak açısından en fazla olanaklara sahip kampüslerden biriydi. Amfi tiyatrosu, spor merkezi, laboratuvarları, bilgisayar merkezleri ile tercih sebebi oluyor. Büyüklüğü diğer kampüslerle hemen hemen aynı, ortalam 10.000 öğrenci ağırlıyor her yıl bünyesinde. Aklıma gelmeyecek kadar çok bölüm var, sınırsız eğitim:)  

Woodbridge Kampüs: Son olarak da NOVA’nın Woodbridge Kampüsü’nü ziyaret ettim. 4 fakülte binası, spor salonu, muhteşem bir kampüs gölü ve de tiyatro bulunan Woodbridge her yıl 11.000’i aşkın öğrenciye eğitim vermektedir. Şehir merkezine de ortalama 37 dakika uzaklıkta yer almaktadır.  

Yıllık eğitim ücretinin 8700 USD olduğu NOVA’da alacağınız eğitimin kalitesine bizzat şahit oldum, benim bile orada kalıp okuyasımın geldiğini de itiraf etsem fena olmayacak;)

Eda KOCAK

 

Yurtdışında üniversite - Work and Travel - Google Site Map