Danışmanımız Oradaydı – Dil Eğitimi

En çok görmek istediğim ülkelerden biri olmuştu hep İngiltere… Tarih, kültür, sanat herşeyin içiçe olduğu bir ülke! Öğrenciyken bir kez yurtıdışına çıkma fırsatım olmuştu; onda da tercihimi Amerika’dan yana kullanmıştım.

Şimdi ise tıpkı İngilizce öğrenmek için heyecan, tedirginlik, yabancılık gibi birçok karmaşık duyguyla İngiltere dil okulları programlarına uğurladığım birçok öğrencim gibi kendim düşmüştüm İngiltere yoluna. İlk gittiğim hafta alışılmadık bir biçimde hava çok güzeldi ama bir sonraki hafta İngiltere’nin soğuğuyla tanışma şansını yakaladım malesef. Programımın ilk kısmında English UK Central üyeleri tarafından organize edilen geziye katılarak İngiltere’nin kalbi olarak bilinen Nottingham, Cheltenham, Stratford-Upon-Avon, Worcester, Shrewsbury gibi daha geleneksel atmosfore sahip şehirleri ve buralardaki okulları gezdim. Özellikle Shrewsbury’de kendimi 16.yy’da yaşıyor gibi hissettim. Bir de Oxford’ta bu hisse kapıldım nedense; etrafta öyle çok tarihi bina vardı ki! Her yerde dikkatimi çeken temel şey sakinlik, düzen ve mükemmel korunmuş doğaydı. Hatta bu gittiğim şehirler (Nottingham hariç) gereğinden fazla sakindi; örneğin hemen hepsinde akşamüstü 5, 5 buçuk gibi tüm mağazalar kapanıyor. Ama benim gibi “Elimden gelse gider bir köye yerleşirim” diyen biri için çok ideal yerler. Hatta ben yurtdışında dil eğitimi programına gitsem böyle bir yere gidebilirdim. Çünkü gerçek İngiliz yaşam biçiminin hüküm sürdüğü yerler brualardı gördüğüm kadarıyla. Gezimin bu kısmının en güzel yanlarından biri de Shakespeare’in doğduğu yer olarak bilinen Stratford-Upon-Avon’da müzeye çevrilen doğduğu eve yaptığım ziyaretti. Özellikle oyunlarının ve şiirlerinin hayranı olduğun birinin geçmişine ait izleri görmek beni çok etkilemişti.

Gezimin ikinci haftasında bireysel plan yaptım ve İngiltere’de dil eğitimi programına katılacak öğrencilerimize daha iyi tavsiyeler verebilmek ve hangi öğrenci hangi okulda mutlu olur daha iyi analiz edebilmek için Londra, Oxford, Cambridge ve Brighton’daki birçok okulumuzu gezdim. Tabi aradaki haftasonunu kendime ayırmıştım ve baktım ki metroya iki de bir bilet almak biraz pahalı olacak hem otobüslerde hem de metrolarda geçerli olan haftalık OYSTER kart aldım. Sonra da Londra’nın altını üstüne getirdim. Gündüz parklarda gezip öğleden sonra Oxford Street’de alışveriş yaptıktan sonra koşa koşa Piccadiliy Circus’taki Waterstone kitabevinde kapanana kadar vakit geçirdim ve artık yürümekten ayaklarım ağrımıştı. 2 gün öyle gezmişim ki pazar günü gezmeye halim kalmadı; baktım hava da soğuk hemen Royal Theather’a gidip Türkiye’de izlemenin bir türlü kısmet olmadığı bir oyunu orada izledim! Her öğrenciye tavsiye ederim çok güzel bir deneyim.

Yoğun geçen haftasonundan sonra pazartesi sabah treniyle Brighton’a gittim ve 1 saat sonra oradaydım. Zaten neredeyse 20 dk’da bir tren vardı. Brighton’ı bizim İzmir’imize benzettim biraz. Öyle tarihi bir atmosferi yok, genellikle modern binalar, tertemiz sakin sokaklar ve mükemmel bir deniz havası! Öğleye doğru şehir merkezine gittiğimde ise bir sürü eğlence mekanı, restoran ve alışveriş yerleri gördüm. Ve akşamüstü Brighton Dove’un oraya indim. O civarda ziyaret ettiğim bir okul yetkilisi “Türk öğrenciler Brighton Dove’a bakınca kendilerini yabancı hissetmediklerini söylüyorlar; camiye benzetiyorlarmış” demişti. Hakkaten de kubbe biçiminde olduğu için bizim cami mimarisini andırıyor.İkinci gün sabah ise yine trenle Cambridge’e gittim ve bu seferki yolculuğum 45 dk sürdü. Yine Cambridge’le Londra arasında da çok sık tren var. Trenler çok konforlu ve genellikle dolu değil. Sadece Londra’da hangi trene hangi istasyondan bineceğimi bilemeyip treni kaçırdım ama biletim açık olduğu için her saatteki trene binebiliyordum Allahtan:)

Cambridge son derece huzurlu, yeşillik ve tarih kokan bir yerdi. Özellikle doğa ve tarihle içiçe yaşamayı sevenler, bir de bisiklete binmeyi sevenler için çok ideal bir şehir. Çünkü birçok insan burada bisikletle ulaşımı tercih ediyor ve her yolda bisiklet için ayrı yol var. Ayrıca yine eğlenmek isteyenler için de şehir merkezinde eğlence mekanları da yer alıyor.

Oxford’ta fazla kalamadım; sadece yarım günüm kalmıştı. Hızlı bir şehir merkezi turu,  gezebildiğim kadar okul ziyareti ve University Church of St Mary kilisesinin dik merdivenlerinden zor zahmet kuleye çıktıktan sonra mükemmel şehir manzarasını izledikten sonra otobüse binip Heathrow’a dönmek zorundaydım. Ama şehir gerçekten muazzam görünüyordu. Kendimi bulunduğum zamanın çok ötesinde bir zamanda gibi hissettim ve yeniden üniversiteye başlayasım geldi:)

Bu arada Londra Oxford arasında otobüs kullandım. Gerçekten çok rahat ve konforlu; kablosuz internet bile var. Sabah erken ve akşam geç saatlerde belli zamanlarda; gün içerisinde ise 20 dk’da bir Oxford Tube otobüsleri var ve ;şehir merkezinden de kalkıyor. Aynı zamanda Oxford’tan direk Heathrow’a yine 30 dk’da bir otobüs var.

Ve Londra… Tabi ki çok güzel; gezecek yerler bitmiyor. Özellikle gezip eğlenmeyi, tiyatro, opera ve müzikal gibi sanatsal faaliyetleri yakından takip etmeyi ve hareketli hayatı seven öğrenciler için vazgeçilmez. Ama şu bir gerçek ki diğer şehirlerden pahalı; bunu hesap ederek tercih etmek de fayda var.

Genel olarak İngiltere izlenimlerim bu şekilde. İngiltere dil okulları ile ilgili detayları öğrenmek isteyen öğrencilerle de bu konudaki izlenimleri paylaşarak her zaman yardımcı olmaya çalışacağım.

Tam size göre bir ülke, size göre bir şehirde ve size göre bir program geçirebilmeniz dileğiyle,

Havva ASLAN

Yurtdışında üniversite - Work and Travel - Google Site Map