.. Amerika’nın bana hoş geldin deme şekliydi. İşte buyuz demek kısaca ..

Amerika..

Büyük, uzak ama bir o kadar samimi; sahip çıkan ama bir yandan da yalnız koyan. Birçok şey yazılabilir bu her şeyi devasa boyutta yaşayan ülke için. Uçağa biner binmez beni neyin beklediğini birkaç saat unutup neler yaşayabileceğim konusunda heyecanlanmaya çalıştım. Tıpkı öğrencilerime söylediğim gibi..

Amerika’ya adımımı Washington D.C. ile attım. Dulles Havaalanı ve dışarıda parlayan güneş ancak bir yandan hafif pus Amerika’nın bana hoş geldin deme şekliydi. İşte buyuz demek kısaca.. Washington D.C..

Washington D.C. birçok kamu binasına ev sahipliği yapıyor. Politika anlamında Amerika’nın kalbinin attığı en önemli yerlerden biri. Yalnız şöyle de bir şey var ki kendinizi hiç yabancı hissetmiyorsunuz bu kadar siyasetin, resmiyetin içinde. Hatta gizliden güzel geliyor bu şehir size. Resmi çiçeğinin ‘American Beauty Rose’ olması açıklıyor bunu aslında…Mottosu ise ‘Justice for All’..Amerika eşitlikler, özgürlükler, medeniyetler ülkesi diyoruz ya bu şehirden başlıyoruz aslında Amerika’nın her köşesinde bunu deneyimlemeye..

D.C.’de müzeler, hayvanat bahçeleri ücretsiz. Yeter ki ziyaret edin bizi diyorlar. Gezimizin ilk durağı ise ELS Washington D.C. dil okulu. Küçük, samimi bir okul. Tabii Merkez Müdürü Juan’ın bunda etkisi çok büyük. Bir baba gibi adeta..Bütün öğrencileri çocukları gibi seviyor. Onlarla aktivitelere katılıyor, onları fotoğraflıyor, vs.D.C.’de yaşam biraz pahalıdır diyecek kadar da dürüstJ

Okul, şehir merkezine toplu taşıma ile 15 dk. 10 sınıfı var ve hiç Türk yok. En güzel özelliklerden biri; lokasyonun elit bir öğrenci semti olan Georgetown’a yakın olması. Georgetown Cupcake çok meşhur. Yaz, kış sıra oluyor. Amerika’nın kalbinde butik eğitimin ayrıcalığını yaşamak isteyen öğrenciler için ideal bir lokasyon.

Bir sonraki durağımız Fredericksburg oluyor. D.C.’ye ve Virginia başkenti Richmond’a arabayla yaklaşık 1 saat mesafede. El değmemiş güzellikte tarihi ve elit bir kasaba.Fredericksburg; Virginia’nın en gözde tatil noktalarından biri seçilmiş, özellikle haftasonu kaçamakları için..Şehrin büyük bölümünü parklar ve bahçeler oluşturuyor. Sakin, huzurlu, eğitimine odaklanmak isteyenler için ideal.

ELS Fredericksburg, University of Mary Washington kampüsünde yer alıyor. Kampüs güzel. Fitness salonu, yüzme havuzu gibi birçok olanağa sahip.Öğrenciler kampüste konaklayabiliyor, aile yanında ise çoğunlukla aileler okula getirip götürüyor. Forbes tarafından güneyin en iyi 8. Üniversitesi olarak oylanmış. 7 sınıflı bu okul tıpkı D.C. gibi butik tarzda bir eğitim isteyenler için ideal.

Derken kendimizi Chicago’da buluyoruz. Chicago; D.C. ve Virginia’ya göre daha çok tercih ediliyor öğrenciler tarafından ve daha çok biliniyor. Bunda tabi özellikle kültür sanat alanında öne çıkan bir şehir olan Chicago’nun diğer şehirlere göre daha büyük olması ve uluslararası öğrencilere sosyal yaşam olarak da birçok fırsat sunması önemli. Amerika’nın 3. en büyük şehri..Şehir, evet büyük ama bir o kadar da her şey ayağınızın altında. Toplu taşıma oldukça gelişmiş. Buradaki öğrencilerle görüştüğümüzde hemen anlayıveriyoruz aslında. Tıpkı kendi deyişleri gibi: ‘They are already locals..’ Sarıvermiş Chicago herkesi.

ELS Chicago, ELS grubunun en eski okullarından. Dominican University kampüsü içinde yer alıyor. Şehir merkezine toplu taşıma ile 20 dk. En güzel özelliği, yurtlarından birinin okul ile aynı binada olması. Okul hem TOEFL hem de IELTS test merkezi. Tıpkı Juan gibi Gretchen de bizi oldukça sıcak karşılıyor. Büyük bir kampüs olmasına rağmen birçok öğrenciyi ismiyle biliyor ve Türkiye’ye de ayrı bir sempatisi var.

Merkez Müdürü Gretchen, kendini eğitime adamış. Her gün, her hafta dopdolu. Sürekli bir workshop, bir fuar, bir etkinlik var okulda. Öğrencilerin ders dışında yararlanabilecekleri konuşmaya yönelik birçok aktivite mevcut. ELS’in ‘Conversation Partner’ olayı bu okulda tam anlamıyla işliyor. Gretchen, bunun yakın takipçilerinden..

Grecthen o kadar çok gülümsüyor ki yüzümüzde bir gülümsem ayrılıyoruz okuldan..Bu ‘Windy City’den..Evet Chicago rüzgarlı hafiften de soğuk. Kışını düşünmek bile istemiyoruz derken bu şehrin ne kadar gerçek ve samimi olduğunu hatırlamak içimizi ısıtıyor.

Chicago’dayız hala. Bir sonraki durağımız ELS Romeoville. Aslında Village of Romeoville olarak geçiyor. Chicago’nın güneyinde. Chicago merkeze ekspres trenle yaklaşık 40 dk mesafede yer alıyor. ELS’in yeni merkezlerinden. LEWIS üniversitesi kampüsünde yer alıyor. Henüz beş sınıfı var ama giderek büyüyecekmiş okul. Princeton Review’a göre ‘Best Midwestern College’ okul. Özellikle Havacılık programları öne çıkıyor.Okul ekibi oldukça heyecanlı. Dört gözle Türk öğrencileri bekliyorlar. Öğrenciler için 3 yurt planlamışlar. Aile yanı konaklamalarda ise tıpkı Fredericksburg’teki gibi aileler götürüp getirecekmiş.

Bir sonraki durağımız Wisconsin oluyor. Wisconsin; farklı dillerde ‘uzun nehir’, ‘yeşil alan’, ‘suların buluşma noktası’ demek. Eyalet bütün bu özellikleri üzerinde taşıyor. Tarım-hayvancılık, yeşil-doğa; Wisconsin denince öne çıkan noktalar. Mottoları ise ‘Forward’..bunu Milwaukee’ye gidince anlıyoruz. Eyaletin en büyük şehri olan Milwaukee özellikle turizm alanında oldukça ilerleme kaydetmiş. Washington Post Milwaukee’yi özellikle Chicago’da yaşayanlar için en iyi haftasonu kaçış noktası seçmiş. ‘City of Festivals’ seçilen şehir bence tam bir ‘typical America’. Avrupa’yı Amerika’da hisseder gibi oldum ben.

Durağımız ELS Milwaukee okulu. Marquette üniversitesinde yer alıyor. Kampüs neredeyse tüm şehri sarıyor. Öğrencilerin % 90’ı bisikletli. Yaşaması en kolay kampüslerden ELS’in. 16 sınıfla ELS’in en büyük okullarından ve çok talep görüyor. Michigan Gölü’ne 20 dk. Diğer okullardan ayrılan en önemli bir yanı da hocaların çok uzun yıllardan beri okulda çalışıyor olması. Yaş ortalaması biraz düşük olan okulda; öğrencilerin çoğu dil eğitimi sonrası Undergraduate programlara başlıyor.

Şehrin içinden nehir geçen özelliğiyle Cambridge’i andıran bu şehir turumuzu tamamlıyoruz yine bu şehirde doğmuş Harley Davidson’a bir selam çakarak.

Bir sonraki durağımız St Paul. Minnesota’nın başkenti. Bir fırtına karşılıyor bizi St Paul’de. Eylül’de bile bu kadar soğuk olan şehri kışın hiç düşünemiyorum. Şehir ‘Friendly Midwest’ olarak geçiyor. Amerika’nın doğa harikalarından. Temiz, sakin, huzurlu ama bir o kadar da modern. Amerika’nın en büyük alışveriş merkezi ‘The Mall of America’ya ev sahipliği yapıyor.

ELS okulu, University of St Thomas kampüsü içinde. St Paul ve Minneapolis olmak üzere iki kampüsü bulunuyor aslında. 11 sınıf var. Hem IELTS hem TOEFL test merkezi. US News’e göre national üniversitelerde 112.sırada.Kampüsten ayrılırken ilk hatırladığım şey havuzu alıyor. Centre Director o kadar çok övdü ki..

Ve evet Batı’ya geçme zamanı. Bir şair der ki: Live in California but leave before it makes you soft..:) Daha başka nasıl güzel açıklanırdı. Bir hava değişimi, bir rahatlık, bir daha da bir özgürlük..Ve birden her bir hücrenize dolan aşırı dozda mutluluk..:)

İlk durağımız Los Angeles. Söylenecek, yazılacak ne çok şey…Hollwood..Bir yandan muhteşem, bir yandan sıradan..Bir yandan parlar bir yandan saklar..Rock of Ages filmini hatırlıyorum birden. LA..Ne çok hayal kurdurur ne çok hayali kırarsın diyor filmin girişinde. LA’deyim ya iyice bir senaryoya kaptırıyorum kendimi.

ELS Hollywood’tayız. Los Angeles Film School içinde. Tek kelimeyle muhteşem bir okul. LA’ye çok yakışıyor.ELS’in yeni okullarından. 4 binası var. Şu anda 6 sınıfları var ama yakın zamanda 200-300 öğrenci hedefliyorlar. Şu anda iyi giden kayıtlar da buna ulaşabileceklerini gösteriyor.LAFS’de 2100 öğrenci var. Çok sayıda atölye bulunuyor. ELS öğrencileri Film School’un birçok aktivitesinde olacakmış. Halihazırda 3 Türk öğrencisi olduğunda biraz şaşırmıyor değiliz.

Sırada Santa Monica var. Plaj, kum, güneş, huzur, güzel yemek. Birçok şey sıralanabilir bu güzel tatil kasabası için. Kasaba diyorum çünkü çok büyük değil. Özellikle yazın İngilizce ve tatili birleştirmek isteyen öğrenciler tercih ediyor.Türk öğrencilerin favori yerlerinden.

25 yıllık bir okul olan ELS Santa Monica, ELS’in en eski okullarından.İki binası toplamda 15 sınıfı bulunuyor. Daha büyük bir binaya taşınacaklarmış. Hem TOEFL hem IELTS test merkezi.

Biking City olarak anılan bu şirin kasabadan, birkaç plaj pozundan sonra ayrılıyoruz. Santa Monica’ya gelip poz vermeden olmazJ

Rotalar Thousand Oaks’a. Los Angeles’a 70, Santa Barbara’ya 90 km mesafede. Doğal güzellikler sahip Thousand Oaks ve Los Angeles’ın en güvenli bölgelerinden FBI’a göre.

ELS okulu, California Lutheran Univ. Kampüsü içinde. Okul aynı zamanda TOEFL test merkezi. CLU, bir araştırma üniversitesi. Kampüs, spor ve müzik aktivitelerinde oldukça önde. Dil okulunda ortalama yaş 18-20. Milwaukee gibi, özellikle undergraduate devam etmek isteyen öğrencilerin birinci tercihlerinden. US News’a göre Batı üniversiteleri arasında ilk 20’de. Geçen sene MBA Tour’un sponsoru olmuşlar. Thousand Oaks şehir merkezinden yürüyüş mesafesi olan bu kampüste Conversation Partnerın hakkını veriyoruz dedi Centre Director tıpkı Chicago gibi.

Son durağımız ELS Santa Barbara. Santa Monica’nın İspanyol versiyonu. 86000 nüfuslu kasaba ‘American Riviera’ olarak geçiyor. İlk film stüdyosunun Santa Barbara’da kurulmuş olduğu bilgisini alınca anlıyoruz aslında ‘inspiring’ olduğunu bölgenin.

ELS okulu, Santa Barbara Chamber of Commerce ile aynı binada. Öğrenci yurdu değil her şey yürüme mesafesinde. Yaşam giderlerinin biraz pahalı olduğunu vurgulamadan geçmiyorlar Santa Barbara’da.

Hem TOEFL hem IELTS test merkezi olan okulun Centre Director’u bütün öğrencilerle birebir ilgileniyor. Öyle ki Homestayler için bile müfredat hazırlıyorlar. Küçük bir okul olmalarına rağmen ‘Higly Academic’ olduklarını vurguluyorlar. Özel Student Academic Manualleri olduğunu öğreniyoruz.Conversation sınıflarını bazen Downtownda bir kafede yaptıklarını da söylüyor Centre Director.

Ve evet.. LA’deki otelimize geri dönüyoruz. Hayal kurmak için bir gecemiz daha oluyor. Işıklarıyla var olan bu Melekler Şehrinde güne uyanmak ayrı bir mutluluk yaratıyor. Ve ayrılma vakti.. California’dan gidilir tabi ama insanın biraz daha kalası geliyor. Before it makes you soft..’a daha çok vardı halbuki diyor süzülüyoruz havaalanına bu Amerika’nın en geniş karayollarından..

Hande Gedik
United Towers, İstanbul Bölge Ofisi
Dahili: 113
E-Posta: hande.gedik@unitedtowers.com

 

Yurtdışında üniversite - Work and Travel - Google Site Map